13.9.2009

ÇALIŞMA ALANLARIMIZ VE HİZMETLERİMİZ

                                                                                    

 el ele aşılamayacak sorun yoktur. Esas olan ilk adımı atmaktır. 


HEMEN RANDEVU ALABİLİRSİNİZ.
0216 371 33 83
0534 874 76 22
0505 540 09 77
MAİL: serhatyabanci@hotmail.com

 Rıhtım- KADIKÖY- İSTANBUL

 

UZMANLARIMIZ:


 &Eğitim, Kişisel Gelişim ve Özel Danışman- Ass. Prof. Dr. Ekrem Çulfa

 & Uzman Klinik Psikolog Gülten Demirdöven &  Psikolog Berna Aras

 & Klinik Psikolog Begüm Akmaniş,

 & Serhat Yabancı -Psikolojik Danişman - Çocuk & Aile Danışmanı

 & Psikolog-Cinsel Terapi ve Evlilik Terapisi- Esra Bayraktar

 &  Pedagog ve Psikolojik Danışman - Dilara Tunç  &  Psikolog Nuray Şahin

 & Klinik Psikolog Fahrettin Özçelebi & Psikolog  Esra Altunsoy  Adıgüzel

 &  Psikolog & Pedagog  Hatice Demircan,

 &Uzman Pedagog & Psikolog - Esra Bakiler-Augsburg Üniv.-Almanya-   Türkiyeden diploma denkliği

& Sosyal Pedagog & Psikolojik Danışman, Özlem Şen-F.Frank-Almanya-Türkiyeden diploma denkliği,

Psikolog Elif Sultan Demirhan & Psikolojik Danışman Nazlı Kalkan,

& Psiko Yaşam Sitesi-Klinik Psikolog Merve Tunay

& Pedagog &Psikolog Zühre Çelen-Büyük Yıldız Danışmanlık

& Psikolojik Danışman ve Konuşma Terapisti Nevin Bakırcı

& Behiye Sakaoğlu-Çocuk Gelişim ve Eğitimi Uzmanı

& Diyet ve Sağlık Sitesi-Diyetisyen Sema Börekçi, & Psikolog Eda Gökduman, 

& Özel Öğretmenler Sitesi,  *Renk Terapisi-Ressam, Fotoğrafçı Güzel Sanatlar Uzmanı-Kayıhan Bölükbaşı,

& İbrahim DEMİR Pedagog - Yurtdışı, Uzman Pedagog ve  Doktora ögrencisi



*PSİKOLOG

*PEDAGOG

*AİLE DANIŞMANI

*İLİŞKİ DANIŞMANI
*PSİKOLOJİK DANIŞMAN
*EĞİTİM DANIŞMANI*
*ÖZEL EĞİTİM UZMANI  (zeka, konuşma terapisi, özel öğrenme güçlüğü...)

 

arayın..  Sorununuza uygun uzmanımz sizinle

 

ÇALIŞMA ALANLARIMIZ

BOŞANMA VE AİLE DANIŞMANLIĞI

 

İLİŞKİ DANIŞMANLIĞI

-DEPRESYON

-KAYGI

-PANİKATAK


-ÇOCUK PSİKOLOJİSİ


- O-6 YAŞ  ÇOCUK GELİŞİM TESTİ VE DİĞER GELİŞİM TESTLERİ (ZEKA-DUYGUSAL-SOSYAL DAVRANIŞSAL TESTLER)

- DERS ÇALIŞMADA İSTEKSİZLİĞİ YENME TEDAVİSİ

- SINAVA HAZIRLIK VE SINAV KAYGISI

-BİLİŞSEL-DAVRANIŞCI TERAPİ

-MMPI KİŞİLİK DEĞERLENDİRME TESTİ

- YENİ BİR BEN OLMAK İÇİN YAŞAM KOÇLUĞU

- KARAR ALMA SÜREÇLERİNDE DANIŞMANLIK

-DEPRESYON TESTİ

-KAYGI TESTİ

- AGTE

-OKUL BAŞARISINI ARRTIRMA TESTLERİ VE ÇALIŞMALARI

-UYUM

-EŞLER ARASI İLETİŞİM DANIŞMANLIĞI

-ERGENLİK DÖNEMİ DANIŞMANLIĞI



-ÇOCUKLARI YETİŞTİRME YOLLARI

-ÇOCUK GELİŞİMİ TAKİBİ

-ÇOCUK ZEKA-GELİŞİM TESTLERİ

-YAŞAM KOÇLUĞU

- ERGENLERDE SINAV DANIŞMANLIĞI

-SALDIRGAN ÇOCUK ,KURALSIZ ÇOCUK

- DERS ÇALIŞMAYAN ÇOCUK

-MESLEK VE ALAN SEÇİMİ DANIŞMANLIĞI (LİSE)

-KARDEŞ KISKANÇLIĞI

-ASİ ÇOCUK

- DERS ÇALIŞMA PROGRAMLARI

-ÖSS OKS SBS SINAVLARINA HAZIRLIK TEKNİKLERİ

-SINAV KAYGILARINI YOK ETME TEKNİKLERİ

-PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK

-EĞİTİM DANIŞMANLIĞI

-KURUMSAL DANIŞMANLIK

-ÖSS-OKS SINAV DANIŞMANLIĞI

-HER BRANŞTA ÖZEL DERSLER (ÖZEL ÖĞRETMEN TAKVİYESİ)

-GRUP ÇALIŞMALARI

-DERS BAŞARISINI ARTTIRMA

-SINAV KAYGISI

-BİREY TANIMA TESTLERİ

ÖZEL EĞİTİM DESTEĞİ (ZEKA TESTLERİ- GELİŞİM TESTLERİ, ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ, DEHB (ÇOCUK PSİKOLOGUMUZ İLE DESTEKLENMEKTEDİR.)

 

iletişim:
kadıköy
0216 371 33 83
0534 874 76 22
0505 540 09 77

13.9.2009

BASIN VE MEDYADA SERHAT YABANCI


 Habertürk te yazılarım.


 26 kasım 2009, kanal-T, sabah programı canlı yayın konuğu

 

18 kasım 2009, çocuklarda ders çalışma ve isteksizlik  TRT-1 radyo

 

04 KASIM 2009, "öfke kontolü ve Tedavisi" TRT-1 

21 EKİM 2009, yabancılaşma ve iletişim sorunları" TRT-1  (radyo)

15 Ekim 2009, "aldatma psikolojisi"  maltepe Gazetesi

7 EKİM 2009, TRT-1 CANLI YAYIN" EVLİLİK VE SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

1 ekim 2009,  "kıskançlık psikolojisi"  maltepe Gazetesi

16 Eylül 2009,  okullar açılırken, yeni okula ve yurtlara uyum sorunu, TRT-1

26 Ağustos TRT-1 , Okul korkusu"

29 temmuz 2009, TRt-1, çekingenlik"

20 Temmuz 2009, kanaltürk "çocukta şiddet

17 Haziran 2009, Bugün Tv  "anahaber Bülteni konuğu " çocuk ve ergenelrde şiddet"

12 Haziran 2009- yenişafak gazetesinde  şiddet konulu röoprtajımı okuyabilirsiniz.

11 haziran 2009, canlı yayında CEM TV  Anahaber bülteni konuğuyum.

09 Haziran 2009, kanaltürk anahaber bülteni konuğuyum(çocukta şiddet"

3 HAZİRAN 2009, TRT-1 CANLI YAYIN " ALIŞVERİŞ VE REKLAM PSİKOLOJİSİ

19 mayıs " HABERTÜRK GAZETESİNDE TAM SAYFAM MAKALEM " ERGENLİK PSİKOLOJİSİ"

13 MAYIS TRT-1 " SINAV VE BAŞARI"

*19 nisan 2009 , star gazetesi "çocuk tacizi "

*15-22 nisan 2009, Shaber tv "KAPIALTI" programı " mahkum ve suç psikolojisi"

*15 nisan 2009, TRT-1 ," yaşarken" programı " kriz psikolojisi"

25 mart 2009, STV, boşanmak istemiyorum"

*18 mart 2009, "trt-1 yaşarken programı" çocuk ve ergenlerde şiddet"

*1 Mart "habertürk gazetesi" ropörtaj

*26 şubat 2009-14:10 TRT-1 canlı yayın "YAŞARKEN

*28 OCAK 2009 TRT-(radyo 1) "Yaşamın içinden" programında Canlı yayında olacağım.(her hafta)

*29 OCAK-7 şubat arası "STV" "BOŞANMAK İSTEMİYORUM" da psikolog olarak konuk olacağım.

*01 ARALIK 2008 TRT-(radyo 1) "gecenin içinden" programında Canlı yayında olacağım.

*26 kasım 2008 " BOŞANMAK İSTEMİYORUM " SAAT:17: 00 de STV de olacağım.

*07.EKİM 2008. ARKA PLAN. " EKREN YAŞTA EVLİLİK" HABERTÜRK:20:00

*06 .EKİM.2008 BOŞANMAK İSTEMİYORUM STV:17:00

SEMİNERLER


" ÖFKE KONTROLÜ" YAVUZ SELİM  DEVLET HASTANESİ 26 EYLÜL 27 EKİM 2009

 

BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ YAŞAMA ANAOKULU 19 NİSAN 2009

ÖFKE KONTRÖLÜ VE EMPATİ : 13.KASIM 2008 : KARTAL Y.SELİM DEVLET HASTANESİ

EMPATİ SEMİNERİ : 25 HAZİRAN 2008 Y.AVUZ SELİM DEVLET HASTANESİ

PERSONEL İLETİŞİMİ : KARTAL DEVLET HASTANESİ

STRESTEN KORUNMA YOLLARI : KARTAL BELEDİYESİ

ÇOCUKTA DAVRANIŞ PROBLEMLERİ : ÖZEL İNCİ ÜMRANİYE ANAOKULU

AİLE İÇİ İLETİŞİM : KENAN EVREN ASKERİ KIŞLASI

ÖSS VE ERGEN İLETİŞİMİ : MEB KARTAL S.Ş.ANADOLU LİSESİ

BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ : HALK EĞİTİM MERKEZİ

STRESTEN KORUNMA YOLLARI ( KÜLTÜR MERKEZİ )

AİLE İÇİ İLETİŞİM "

ÇOCUKTA DAVRANIŞ PROBLEMLERİ (İNCİ ANAOKULU)

MADDE BAĞIMLILIĞI

ÖFKE EĞİTİMİ (KARTAL DEVLET HASTANESİ)

KAYGI VE GEVŞEME EGZERSİZLERİ "

ÇOCUKLA İLETİŞİM "

SINAV KAYGISI İLE BAŞETME " (KÜLTÜR DERSANESİ )

KURUMSAL İLETİŞİM " (KARTAL BEL.)

MOTİVASYON "

ÖSS VE VERİMLİ ÇALIŞMA ( ANADOLU LİSESİ)

YAYINLAR:

30 YAŞ SENDROMU "AKTÜEL DERGİSİ"

30 YAŞ SENDROMU " ZAMAN GAZETESİ"

RUH SAĞLIMIZ NEREYE GİDİYOR "KİM KADIN DERGİSİ"

NEDEN YALNIZIZ " SAĞLIKLI YAŞAM DERGİSİ"

SINAV KAYGISI VE BAŞEDEBİLME

ÖSS-ALAN SEÇİMİ (kitapçık)

MADDE BAĞIMLILIĞI (kitapçık)

HAYIR DEME YÖNTEMLERİ (kitapçık)

ZORUNLU EĞİTİMİN PSİKO-SOSYAL SONUÇLARI (TEZ-KİTAP)

ÇALIŞANLAR AÇISINDAN MOTİVASYON ÖNEMİ ( TEZ-KİTAP)

SAHA ÇALIŞMASI (TEZ)

Üye Olduğu Mesleki Kuruluş ve Organizasyonlar
TPD, AÇEV ,Afetlerde Psikososyal Hizmetler Derneği,ELKUYARD, MARED, PDR DERNEĞİ,MODA DENİZ KLÜBÜ,

13.9.2009

SERHAT YABANCI HAKKINDA TAVSİYE VE TEŞEKKÜRLER

Kendini Şöyle Anlatıyor 
    kasım 1979  Elazığ, doğumlu. İlk orta ve lise öğrenimini Elazığ da tamamlamıştır.

     Halen İstanbul Ticaret Üniversitesinde Uygulamalı Psikoloji Alanında 2. yüksek lisansı yapmaktadır.
2001 yılında Lisans ,2004 yılında 1. yüksek lisansını bitirmiştir. Bilişsel Davranışçı terapi tekniği uygulamaktadır.Eğitiminden sonra, aile, ergenlik, psikolojik danışmanlık, boşanma, stres,depresyon,kaygı,çocuk gelişim ve davranışı sorunları ile ilgili danışmanlık yapmaktadır. Özellikle sınava hazrlama ve öğrenci koçluğu konusunda başarılı çalışmalar yapmış, danışmanlık yaptığı öğrencilern sınavlardaki başarıları ses getirmiştir.

      Habertürkte,Bugün tv  de, kanaltürk,star,kanal A,shaber tv,Cem tv kanallarına uzman olarak çıkmakta, Stv-"boşanmak istemiyorum" programında uzman, TRT de "yaşarken" programında uzman olarak katılmakta  ve halen bu görevlerine devam etmektedir.

           Ulusal Gazetelerde haftalık ve günlük yazılar yamaktadır. Halen kamu kurumuda çalışmakta olup, bölgesel seminerler vermekte, danışmanlıK merkezinde danışmanlık yapmaktadır.   

        Zorunlu eğitimin psiko-sosyal sonuçları, psikolojik açıdan motivasyon ve saha çalışması olmak üzere 3 adet basılı yayını vardır.

*Kurumsal ve özel olmak üzere şuan ; 7 sitede köşe yazarı,

*Ulusal 2 dergide köşe yazarlığı 
* boşanma ve güncel psikolo-sosyal konularda her hafta ulusal Tv lerde uzman olarak çıkmakta,
*Ulusal Kanallarda Uzmanlık (Habertürk,kanaltürk,TRT,Star Tv, Stv, Kanal 7, KanalA,Cem tv, Radyo1,Bugün tv)
*Gönüllü olarak Belediyelerde Hastanelerde ve kurumlarda çocuklara ve velilere eğitimler vermekte,
*Anaokullarına danışmanlık ve eğitimler vermekte,
 *Kurumlara ve şirketlere personel eğitimleri,
*Ailelere ve çocuklara yaşam boyu koçluk ve danışmanlık,
*ilişkiler üzerine haftalık olarak makale yazmaktadır .
 *İngilizce  bilmekte ve bilgisayar kullanmaktadır.



SERHAT YABANCI HAKKINDA BAZI  TAVSİYE VE TEŞEKKÜRLER


Pdg.Doç.Dr.Ekrem ÇULFA
İstanbul - Pedagog
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
17-02-2008
TavsiyeNo: 8634
Aile içi iletişim, Stresten korunma yolları ve hipnotizma, Ergenlik Dönemi ve iletişim Yöntemleri, Problem Çözme Becerileri, ÖSS ve meslek seçimi, Verimli ve başarılı ders çalışma, Gevşeme egzersizleri, İletişim, Motivasyon, Ergenlik psikolojisi, Anne-baba eğitimi, Madde bağımlılığı, baba destek eğitimi, olumlu düşünme yöntemleri, Öfke eğitimi, personel -müşteri ilişkileri, Problem Çözme Berecileri, Sınav kaygısı Veli-Öğrenci Eğitimi, Grup Oyunları Ebeveyn-Çocuk iletişim eğitimi, Testler, anketler ve sınıf içi uygulamalar konularında Güzel Seminerlerini Dinledik. Bire-bir öğrenci-veli ve kurumsal çözümlerini birlikte yaşadık
26 (%87) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Mehmet Emin KIZGIN
Ankara - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
06-05-2008
TavsiyeNo: 11721

Merhaba, Serhat kardeşimi,birlikte sunduğumuz bir eğitimin öncesinde tanıdım.Bir çok alanda bilgi,deneyim ve tecrübelerimizi paylaştık.O süre içinde kendisinden son derece memnun kaldım. Serhat Bey,işini oldukça titiz,düzenli ve geniş içerikli yapmaya çalışmaktadır.Entellektüel birikimi,kültürlerarası tecrübeside buna eklenince sanırım ortaya olgun bir meyve çıkmaktadır. Özellikle öğrencileriyle olan diyaloğuna doğrusu hayran kalmamak elden değil,ve gıpğta ettim. Kendisine selam ve sevgilerim yolluyor,başarılarının devamını diliyorum......
6 (%75) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Özlem AKKEL
İstanbul - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
26-09-2008
TavsiyeNo: 15652

Serhat Bey'le arkadaşlığımız yıllar önce aynı eğitim grubunda bulunmamıza dayanıyor.Bazı insanlar vardır hayatınızdan gelip geçerler,Serhat Bey gerek karakteristik duruşuyla gerekse pozitif yaklaşımlarıyla mesleki ve bireysel yaşamımda yer edinmiş sayılı insanlardan biridir.Eğitim seminerlerinin dışında kendisiyle aynı çalışma ortamını da paylaşmış bulunmamız onun mesleki birikim ve istikrarının ne kadar güçlü olduğunu anlamama yardımcı oldu.Hala birlikte yürüttüğümüz projeler bulunmakla birlikte bireysel yaşamımda da görüşüne,düşüncelerine çok önem verdiğim,önemli kararlar alırken deneyim ve bilgisine danışmaktan çekinmediğim ilk insanlardan biridir.Mesleki olarak sürekli kendisini yenileyen,alanla ilgili gelişmeleri takip eden,sorgulayan ve işinin gereğini yerine getiren bir arkadaşımdır.Bireysel danışmanlık ve özellikle ergenlerle ve aile çalışmalarıyla ilgili çalışmalarında kendisine sonsuz güvenim var.Başarısının daim olmasını diliyorum.
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ülke (Danışan)
IP: 78.176.104.YBF
30-04-2008
TavsiyeNo: 11514


Serhat bey benim kötü günlerimde yanımda olmuş dostum olacak kadar işinin uzmanı bir insandır. Bazen insan sorunlarını en yakınlarına anlatır da karşısındaki kendine göre yorum yapar ya Serhat Bey'in sadece bir tane cümlesi hayatımda çok şeyi değiştirmiştir.Hem mükemmel bir uzman danışmandır hem de çok iyi bir dosttur. İşinde ciddi,seviyeli ama o oranda da karşısındakine yakındır. Hayatıma olan katkılarından dolayı, beni yanlışlarımdan döndürmesinden dolayı hatta en önemlisi kızımla ilişkilerimde bana yardımcı olmasından dolayı O'na sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Bence O'nunla görüşmek için geç kalmayın..........
13 (%93) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ebru (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.249.225.LY
18-02-2008
TavsiyeNo: 8704

problemli oldugum bir dönemde internette psıkolog ararken bir şekilde karşılaşmıştım kendisine cok ilgili ve alakalı davranmıştı. gerçi ben cok uzak bir şehirde odugum için birebir terapi olmamıştı ama o zaman için içinde bulundugum ruh halıyle ilgi ve alakası bile benı cok rahatlatmıstı. hala tel. numarası kayıtlıdır bende ve msn listemde de eklidir.keske daha yakın bir yerde olsaydıda birebir görüşebilme sansmız olsaydı. şiddettle tavsıye edıyorumm kendisini
12 (%92) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fazıl hızal (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.224.193.YDC
29-05-2008
TavsiyeNo: 12406
Bu kişi ile askerlik vazifemi ifa ettiğim süre içinde tanıştım. Kendisi 12.Mekanize Piyade tugayının psikolojik danışmanı ve PDRM uzmanı olarak son derece başarılı ve etkin çalışmalar yürütmüştür. Mesleğinde alernatif ve bilimsel yaklaşımı ve insan ilişkilerinde son derece başarılı oluşu ve çalışma azmi beni etkiledi. Açıkcası amatör bir ruhla son derece profesyonel metodlar kullanarak çalıştığını düşünüyorum. Mesleğinde akademik çalışmaları saha ile birleştirdikçe hem daha iyi bir konuma yol alacağını hemde daha tanınacağını düşünüyorum.
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ersoy uygur (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.179.164.YF
17-02-2008
TavsiyeNo: 8672

kendisini çok yakından olmasa aynı semtten olduğumdan tanırım. mesleki olarak kendini kanıtlamış ve anadolu yakasında tanınan biri. tüm kurumlara eğitimleri ile tanınmıştır. Genel müdürü olduğum kuruma da eğitim verdi. çok memnun olduk. personelin motivasyonu, kişisel gelişimi, problem çözme becerileri ve aile danışmanlığı olarak çok güzel geri bildirimler aldık. teşekkür için bu tavsiye mektubunu borç bildim. diğer meslektaşları gibi kitabi değil,sosyal nedenlere ağırılık veriyor ve daha gerçekçi. üyeleri dinlerken içten bir samimiyet yansıtıyor. kendini kanıtlamış biri.
11 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fulya (Danışan)
IP: 81.214.84.YFB
19-09-2008
TavsiyeNo: 15403

merhaba Serhat Bey'le bir arkadaşım'ın tavsiyesi üzerine tanıdım.Bazen hayatta yapayanlız hissedersiniz kendizi kimseyle duygularınızı paylaşmak istemezsiniz tek başınasınızdır işte böyler bir anda tanıştım.Çok kısa bir süre de tüm olumsuz düşüncelerimden beni kurtardı.Kendimle yüzleşmemi sağladı.Şu anda yaşadığım olaylara çok pozitif bakabiliyorum.Yaşamım boyunca belki başka sorunlarımda olacak yada içinden çıkamıyacağım sonsuz sorularım.Ama artık biliyorumki bir telefonla beni sakinleştiren yada canım sıkıldığında arkadaşlığını hissettiğim.Yanlış yapacağımda beni durduracak biri var yaşantımda.Herşey için teşekkürler Serhat Yabanci
5 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

senem (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.235.93.YCC
24-04-2009
TavsiyeNo: 22608


serhat benim değerli arkadaşım..kendisi her konuda,her zaman desteğe hazır,sabırla dinleyen,mantıklı çözümler üreten ve yine her konuda yanınızda olduğunu hissettiren ve olan,sınırlarını koruyabilen,güler yüzlü ve çok doğru bir uzman..gazete ve tv programlarındanda kendisini devamlı takip edebilirsiniz.turkishline adlı sitede makaleleri mevcut.kendisini mutlaka tanımanız gerektiğine inanıyorum..canım arkadaşım gülen yüzün hiç solmasın..başarılarının devamını diliyorum..
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Ö.K (Danışan)
IP: 78.176.126.YW
23-04-2009
TavsiyeNo: 22580
Sorunlarım için birçok danışmana gittim. Malesef hiçbirtanesi bana yardımcı olamadı. Serhat beyle tanıştım. Aile içi yaşadıgım ve kendimle ilgili olan sorunlar birkaç seans sonunda cözülmeye başladı. Kendisi cok güven veren bir kişi. Motive etme konusunda üstüne tanımıyorum =). Bir danışmandan cok, bir hayat dostu edındıgımı dusunuyorum. Herzaman yanımda olan ve herzaman ulaşabildigim bir kişi. Kendisiyle istedigim konu hakkında rahatlıkla konusabiliyorum. Birkaç seansdan sonra, kendimi cok farklı bir insan olarak görmeye başladım. Kendime olan güvenim arttı. Şuan bulundugum ve hep bulunmak istedigim durum bana Serhat hocama gitmeden önce imkansız gelıyordu. Onun sayesinde daha güçlü ve dayanıklı biri oldum. Vucut gelistirme sporuna hayranlık duyuyorum. Fakat motivasyonum olmadıgı icin hep başladıgım bu sporu en fazla 2 hafta yapabiliyordum. Bir seans bu zor sporu tam 5 aydan beri aralıksız yapmamı sagladı. Bir seansda bu sorunum cözüme kavuştu. 5 ayın sonunda istedigim bir vucuda sahipim. Serhat hocamın cözemicegi bir sorun yok. Hem aile durumum düzeldi. Kendimle onun sayesinde gurur duyuyorum. Seanslarımız devam ediyor. Ve her seansın sonunda, kendimi daha da güclü ve motive hissediyorum. Kendisi beni cok etkiledi ve bir insanın aslinda herşeyi yapabilcegini bana gösterdi. seanslarımız devam ediyor ve ben bundan cok mutluyum. Serhat beyi bir danişmandan cok , bir abim olarak görüyorum. Size kapıyı gösteriyor ve bu kapıdan yürümeniz icin sizi motive ediyor. Ve inanın bana onun vermiş oldugu motivasyonla her kapıdan gecebirisiniz. Allah sizden razı olsun serhat bey. Sizin sayenizde İmkansız oldugunu düsündügüm bir hayat yaşıyorum. Emekleriniz icin gönülden teşşekür ediyorum
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

KarameLLa Begüm (Danışan)
IP: 85.101.166.YWF
22-04-2009
TavsiyeNo: 22570
Çalıştığım Özel bir televizyon kuruluşu için yaptığımız çekimler ve gazetemizde bir uzman olarak kendisinden aldığımız görüşler fazlasıyla ilgi gördü. Çalışmalarıyla zaten ün kazanmış birisi ve bunu sadece ün kazanmak için değil gerçekten insalık adına mesleğini severek yapıyor. Her zaman gönül rahatlığıyla doğru kişiden ve doğru yardımlar almak istiyorsanız isim belli.. Tavsiye ediyorum,Psikolog/ Psk.Danışman Serhat Yabancı... Kendisine teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim..
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nesli_ (Danışan)
IP: 88.226.97.ZZC
10-03-2009
TavsiyeNo: 20949

Serhat Bey'le yazılarından birine yaptığım yorum (aslında bir yardım çığlığı) vasıtası ile tanıştım. Beklemiyordum cevap vermesini, yoğun iş temposunda vakit ayırmasını daha doğrusu. Ama 1 saat geçmeden ileti cevabını görünce mesleğini sadece hayatını idame ettirmek için değil, duyarlı ve faydalı olmak adına icra ettiğine bire bir şahit oldum.. Hangimiz mesai saati dışında vaktimizi severek veya sevmeyerek iş görüşmeleri ile geçirmek isteriz ? Özverisi ve faydalı olma çabasının verdiği güvenle hala devam eden terapi sürecimde görüşme imkanı buldum kendisiyle (yine büyük bir incelik ve özveriyle tatilinin bir bölümünü çalmamı sağladı diyelim buna:). Sadece şunu söyleyebilirim; bana cevaplar vermedi..Sorular sordu, yönlendirdi, kendime soru sormayı öğrendim. Daha doğrusu hangi soruyu sorarsam bilinçaltımın bana doğru cevapları sunacağını gösterdi Serhat Bey, ve kendi cevaplarımın en kıymetli olduğunu da..Daha yolun başındayım, ama 40 mumdan en azından 5 'ini söndürdüğümü hissediyorum sayesinde...
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nuray b. (Danışan)
IP: 88.237.166.ZB
05-03-2009
TavsiyeNo: 20705


Selam SERHAT bey ile Tanışmamız oğlumuz için Danışman Psilolojik destek almak için aratırırken oldu..SERHAT Beyin ofisi bize uzak olmasına rağmen oğlumuzun ve bizim aile danışmanuımız oldu..Bizim için problem olan konularda yardımını aldık...Aile içi eğtim seminerlerne de katılma sansımız oldu.... Bizi gülen yüzü ve konukseverliği ile karsıladı her seferinde.. SERHAT bey çocularla iletişim konusun da başarılı yani cocukların ona güvenmesini cabuk açılmasını sağlıyor.. bunun tabiki eğtimini almışstır ama yine de bizim oğlumuzla iyi arkadaş oldular ve cok gülerek her konuyu aştılar bizde bıundan mutlu olduk.. Danısmanlık konusun da serhat beyin ofisi bizim için uygundu... cünkü pazar gününü bize ayırabildi ve terapiler bütün aile birlikte katılabildik.. Mesleğiyle ilgili gelişmeleri yakından takip edip cesitli proğramlara katılması ve daha çok insanı bilgilendirmesi sevindirici... Güleryüzlü ve konuksever olduğunu belirtmeme rağmen ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu da söylebilirim... Yanında calışanlar ve ekip arkadaşlarınla da kısmen tanışma sansım oldu. Onlarda çok ilkez karşılaşmanıza ve tanışmanıza rağmen çok uzun zamandır tanısınız insanlar gibi sıcaklar hepsine işlerinde başarılar dilyorum.. en kısa zamanda tekrar görüsmek üzere.....
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Hüseyin Çakmak (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 91.93.32.YF
02-03-2009
TavsiyeNo: 20605

Merhaba, Serhat Bey ile birklikte Doğu illerinin birinde askerlik yaptık. Kısa süre içerisinde empatik yaklaşımları ve destekleyici tavırları ile aramızda çok sevilir hale geldi. Bir çok başarılı hikayesi vardır. Asker psikolojisi -ki zor bir dönemdir- kolay tamir edilecek bir durum olmamasına rağmen oldukça başarılı olmuştur. Mesleğinde başarılı ve araştırmacıdır. Zaten bunu katıldığı güzel ve büyük organizasyonlardan görüyoruz. Kendisine başarı ve sağlık diliyorum.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

FgN (Danışan)
IP: 88.240.30.WJ
24-02-2009
TavsiyeNo: 20389


SERHAT YABANCI..!! ben bu isme ilk BB PSİKOLOJIK DANIŞMANLIK sitesinde rastladım.sonrasında SERHAT YABANCI nın internetteki blog girdilerini yazmış oldugu makaleleri okudum.ben genelde psikologları, psikiyatrları hatta doktorları bile insana yakın olmayan hep ücret karşılıgı bilgilerini paylaşan ulaşılmaz kişiler olarak bilirdim.ama bu fikrimi degiştiren tek kişi Serhat Hocam oldu.kendisini büyük bi heycanla birazda korkarak aradım çünkü alacagım olumsuz bi davranış benim zaten yıkık dökük olan iç dünyamda çok büyük hasar oluşturacaktı.kendisi gerçekten çok degerli vaktini ayırıp benle konuştu ..bu benim için çok olaganüstü bir durumdu:):)gerçekten insanı rahatlatan samimi içten bir tavrı varki 6 aydır gittigim tedavi oldugum psikatrım bile hiç kalmıştı...kullandıgım ilaçların etkisini birden x10 yapıverdi hatta ilaçları fazla kullanmamaya başladım bile...Serhat Hocam..ama gerçekten kendini işine adamış alanında çok iyi bilgi sahibi gerçekten olumlu sonuçlara ulaştırabilen bir kişi.teşekkür ediyorum hocam size....ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN BAŞARINIZI DAİM ETSİN...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

sumeyra (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.96.2.YBD
10-01-2009
TavsiyeNo: 18817

Toplum gonulluleri vakfi bunyesinde, ben ve proje ekibim bakirkoy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde rehabilitasyon amacli egitimler veriyoruz.Serhat beylede bu vesileyle tanistim. bize egitimleri hazirlamamiz asamasinda bircok guzel ve farkli fikirler sundu, oneriler getirdi. kendisine cok tesekkur ediyorm. bircok uzmandan yardim istememize ragmen bize serhat bey kadar yardimi dokunan baska bir uzman olmamistir.Serhat bey yardimsever oldugu kadar cok kolay iletisim kurulabilecek biridir. Cok guleryuzlu, sicakkanli ve samimidir. Ayrica, kendisinin de iletisim becerileri cok gelismis oldugundan kendinizi yaninda cok rahat hissediyorsunuz.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Cevdet SAYDAM (Danışan)
IP: 78.162.232.FC
10-01-2009
TavsiyeNo: 18816
Sevgili Serhat YABANCI;Kendi branşında uzmanlaşmış ender kişilerden biridir.Topluma vermiş olduğu mesajlar ile yaşamındaki paralellik kendisini ayrıcalıklı kılmıştır.Vermiş olduğu toplumsal hizmetler de ışık niteliğindedir.Hem yazmış olduğu makale ve hemde katılmış olduğu TV Programlarında mesleğinin inceliklerini kendi kişiliğiyle birleştirerek sunması ,konusuna hakim olması daima dinlenilir olmasını sağlamıştır.Serhat YABANCI bu genç yaşına rağmen branşını çok iyi etüt etmiş,destek sağladığı kişilerin tam sorununu tespit ederek,isabetli nokta çözümler sunarak toplumsal kazanımlarımızı arttırmıştır.Kendisini daha iyi yerlerde görmek dileklerimle...
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nevin (Danışan)
IP: 85.103.41.YYB
08-01-2009
TavsiyeNo: 18720

serhat beyi internette yayınlanan yazılarından tanıdım. kendısı bır sure danısmanım oldu.kısa surelı de olsa kendısınden almıs oldugum bılgıler bıle benım hayata farklı gozle bakmamı ve kendıme sarılmamı sagladı.benım gıbı hayatla savaşında zorluğa , çıkmaza gırdıgını düşünen herkese tavsiye ederim. kendınızın dusunemedıgı ve goremedıgı bır cok seyı gormenızı ve dusunmenızı saglıyor Serhat Bey. kendı cevremde danısmanlıga ıhtıyacı olan tum arkadaslarıma dostlarıma tavsıye ettıgım gıbı sızlerede tavsıye edıyorum... unutmayın kı destek saglam oldugu surece guvenılır adımlarla ılerleyebılırsınız... ve kendınıze guvenırsınız...
1 (%33) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ismehan yılmaz (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.162.135.ZZB
06-08-2008
TavsiyeNo: 14229
Bu yazıyı okuyacak herkese merhabalar.Kısa bir süre önce tanıştık Serhat Bey' le.Yazıları, yetkinlik alanları,günceli takip eden tarzındanda anlaşılacağı üzere çalışkan ,günü yakalayan, alanında iyi olan bir psikoloğ.Azimli,kararlı,yardımsever,sıcakkanlı,gibi özellikleri ise arkadaşlarınca malumdur.Bu kadar güzel özelliği bir arada barındıran ve aldığı tüm eğitimleri harmanlayarak danışanlarına ve kendisinden yardım isteyen herkese en iyi şekilde yardımcı olmaya çalışan Serhat Bey'e selam ve sevgilerimle....
1 (%50) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

MERWE (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.246.35.LL
08-07-2008
TavsiyeNo: 13477

Serhat bey ile çalıştığımız büroda tanıştım. Kendisi gerçekten başarılı bir psikolog ve kötü zamanlarımda yanımda olan iyi bir arkadaş. İlerde geriye dönüp baktığımda hala hatırlayabileceğim ve iyiki tanımışım diyebileceğim insanlardan birisi. Sanırım kendisinden benim de öğreneceğim çok şey olacak. Arkadaşlığımızın ve bu değerli insanın başarılarının daha uzun süre devam etmesi dileğiyle. Arkadaşımı uzman bir yardıma ihtiyacı olan herkese tavsiye ediyorum.
8 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ciqdem (Danışan)
IP: 78.184.136.YB
09-06-2008
TavsiyeNo: 12713
şimdi ne yazacağımı bilmiyorum ama serhat bey çok ama çok iyi biri ya. herşeyden önce benimle arkadaş gibi. çalıştığı yer çok şirin.birşeyleri paylaşırken en önemli olan güvendir.serhat yabancı bencee öyle.. benim için birçok şeyin değişmesine yardımcı oldu.ben belki bir parça atlatabilmiştim ama yinede çok ağırdı yaşadıklarım ve en büyük destek ondan ve annemden geldi.. en zor anlarım en büyük yalnızlıklarımda hep konuştuklarımıs düşünüorum artık.çünkü ben değerliyim. bunu bana o öğretti.. iyiki tanımışım onu.. bilmiyorumm yeterli olurmu ama bence gerçekten tanınması gereken bir insan...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

asya (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.102.233.YJF
26-05-2008
TavsiyeNo: 12310

sorunlarımın yoğun olduğu bir dönemde tanıştığım ve ilerisinde fazlasıyla yardımını gördüğüm samimi ve yaratıcı fikirli biri serhat bey.çok kısa bir süre içerisinde hayata bakış açımı değiştirmeme yardımcı oldu daha dayanıklı ve güçlü olmamı sağladı.ben kefilim serhat beyin üstesinden gelemeyeği sorun yok:)hem almış olduğu eğitim hem de kendisini bu konuda fazlasıyla eğittiği için ona sonsuz güveniyorum.problemin ne olduğunu iyi analiz edebilen ve akabinde çözüm aşamasını kolaylıkla getirebilen biri aynı zamanda samimi ve güvenilir.işinin uzmanı olması dolayısıyla problemlerin çözümü aşamasında kolaylıkla yardımcı olabileceğine emin olduğum için kesinlikle tavsiye ediyorum..tanınması gereken biri mutlaka..

 

 

Bağlantı »

Bağlantı »

13.9.2009

GEÇMİŞİMİZDEKİ OLAYLARA DOĞRU BAKABİLMEK(geçmişi silebilir miyiz


 

GEÇMİŞİMİZDEKİ OLAYLARA DOĞRU BAKABİLMEK

Geçmiş yaşantılarımızda, yaşadığımız olumlu ve olumsuz olaylar bizleri sık sık  ziyaret eder. Bu olaylar bize olumlu-olumsuz duygular hissettirir. Geçmişimizdeki olaylar,temel de travma  denilecek kadar  etkiye sahip ve halen bizi etkileyip yönlendiriyorsa bu konuda bir destek zorunludur. Zihinden eski olayları silmek keşke mümkün olsa. Sihirli bir değnek, bir ilaç veya bir şok olsa. Bunlar yok ama bunu bireysel başarabilir ve yeni bir beceri kazanabiliriz. Temel de önerdiğim şudur. Affedin ama unutmayın. Unutayım demekle zaten  unutulmaz.
    Geçmişi unutmaya çalışmak, hatırlama oranını arttırır. Çünkü unutmak için devamlı “unutmalıyım” telkinini hatırlamak zorundasınız. Bu durumda ise, problem ile devamlı baş başa kalıyorsunuz.
 Olumsuz içerikli geçmiş olaylarla yaşamak, çoğu zaman bize , değersizlik, pişmanlık, suçluluk, kandırılmışlık,öfke, kin gibi duygu ve düşüncelere neden olur. Aslında sadece olayı hatırlamak ile bitmez. Eşantiyon olarak az önce saydığım duygu ve düşünceleri de beraberinde çağırırız. Peki bu olaylar neden herkeste aynı etkiyi  yaratmaz..  bu olayı yaşayanlarda, neden eşantiyon duygular farklıdır.
 O halde şunu diyebiliriz tekrar: BİZİ ÜZEN VE MUTSUZ EDEN OLAYLAR DEĞİL, BİZİM ONLARLA İLGİLİ BAKIŞ AÇIMIZ,DUYGU DÜŞÜNCE VE YORUMLARIMIZDIR.
  Olaylar ile yıllarca beraber yaşamak yerine onları çözmek, analiz etmeye ne dersiniz? Peki bunu nasıl yapacağız.?
       Hayata bakış açını genişleterek irdelediğimizde kendimizi, kısır döngüye saplanmaktan koruruz. Geçmişe takılmak, bugünü, anı yaşama arzusunu da alır götürür. Önemli olan ince nüansları yakalamak, acıları yeni bakış açılarıyla, dar kalıplardan uzaklaşarak irdelemek ama geçmişe takılmadan irdelemek, şimdi ve burada kavramlarını görmezden gelmeden irdelemek… Acılar derin izler bırakırken bireye farkındalık da katar.
      Psikolojik deneyimler aslında bireyin psikolojik açıdan güçlenmesini de sağlar. Dezavantaj gibi görünen durumları birey kendi içinde geliştirdiği savunma mekanizmalarıyla avantaja çevirebilir. Böylece bireyin kendi içsel dünyasına yaptığı bu özel yolculukta acılarına yüklediği anlamlarla derinleşir. Ve yaşam böylece, deneyimlerimiz, yaşadıklarımızla hayatın içindeki acı, tatlı, iyi, kötü gibi anlamlara atfettiğimiz değerlerle anlam bulur. (asal,T)

Kişisel gelişim kitapları genelde “ unutun, takılmayın anı yaşayın “gibi cümleler sarf eder. Ama bilmeliyiz ki , bu,bu kadar kolay değil.kolay olsa yapardık.
    Unutmak, yok saymak, küçümsemek veya abartmak da çözüm değil.
Aşama aşama değerlendirelim.

 Yaşanılan olayları öncelikle kabul etmeliyiz. Çünkü kabul etmek,onaylamak değildir.yaşanılanı doğru bulmasak bile kabul edersek, çözüm kolaylaşır.Keşkeler hayatımızda sadece hayal kırıklıkları ve hataların suçluluk sonuçlarıdır. Olayın yaşandığı gerçeğini bizim bakış açımız değiştiremez.
 Sosyolojide bir kural vardır .”Olayı, zamanı içerisinde yorumlamak.” İşte  esas noktamız bu. Biz geçmiş olaylarımızı yorumlar iken, o dönemden ve  o gün ki şartlardan bağımsız yorumluyoruz.bu nedenle ,hep bir eleştiri, bir haksızlık,pişmanlık ,kandırılmışlık duygusu içine kapılıyoruz. 2. bakış açımız bu olmalı. O gün yaşanılan olayı, bir bütün olarak ele alalım. Çevresel etmenler, ruh halimiz, olgunluk düzeyimiz, yaşımız, çaresizliğimiz, duygularımız … gibi tüm etmenleri, geçmiş olaylarımızı yorumlarken ele almadan doğru yorum sağlayamayız. Kendimize haksızlık etmiş oluruz. O zaman içinde, bizim tepkimiz, duruşumuz, bize verilen rol vb tüm eylemler bir bütündür. Eğer bugün olsa “şöyle yapardım, keşke şunu deseydim/yapsaydım-yapmasaydım” gibi düşüncelerimiz var ise bunu “ o gün öyle gerekiyordu” şartlar ona imkan vermişti” diyerek gerçekçi yorum geliştirebiliriz.
 Değiştiremediğimiz, bizim dışımızda gelişen olaylar, bizim çaresizliğimiz gibi durumlar mümkün ise sorumluluğumuz da yoktur. “Nedenleri ben seçmedim ve kuralları ben koymadıysam, sorumlusu da değilim” diyebiliriz.
 Kendimizi suçlamamız,bize sadece kötü duygular  hissettirir. Yani aptal mıyım?, niye böyle davrandım demek yerine yaşantıyı kabul et ve sorumluluğunu gözden geçir diyebiliriz. Kendimizi suçlasak da suçlamasak da bir şeyi değiştiremeyiz. Bunun yerine neden sonuç ilişkilerine odaklanmalıyız. O an çaresiz olabiliriz, kendimizi kötü hissedebiliriz, olgunluk düzeyimiz yetersiz olabilir.  Nedenleri hem kendi gelişimimiz hem de çevresel etmenlerle beraber ele almalıyız.
 Olayın yarattığı acı ve keder, bizim yorumumuzla şekillenir. Yani bizim o olayı yorumlamamız acı ve keder oranının  direkt şekillendirir.Ayrıca ,acı var ise hayatımızda önem verdiğimizi bir şey var demektir. Önemsiz bir şeyin acısı da değeri kadardır.
 Bugünümüzü şekillendirirken çıkmaza düştüğümüzde, bunu geçmişe ve çocukluğumuza bağlamak bir savunma mekanizmasıdır. Terapi Akımını uyguladığım kognitif davranışçı terapi, bunu bir savunma mekanizması olarak değerlendirir ve  insanın kendi rasyonel düşünceleriyle mutluluğu bulacağını söyler.
  Sonuçta, duygularımız düşüncelerimizden çıktığı için, “ nasıl düşünür isek öyle hissederiz. Olayları doğru yorumlamak, doğru hisleri de yaratır.
Bilinç düzeyimizi yükseltmek ve farkındalığımızı arttırmak için  cevaplamamız gereken sorular ? (sadece okumak yerine kalem kağıdınızı alın başlayalım)

1. yaşadığın olayı, arkadaşın yaşamış olsa ve sana şu an anlatıyor olsa, ona ne söylerdin? Nasıl bir öneride bulunurdun?

2. bu olay  başka nasıl düşünülebilir?

3. şuan geçmişteki olay ile ilgili  ne yapılsa mutlu hissederdin kendini?

4. yaşadığın olayda sen neleri değiştirebilirdin ? çevreyi, şartları, yaşını olgunluğunu …vs.?

5. Olayda farkındalığın yoksa , sorumluluğun olabilir mi?

6. farkındalığın var ama, değiştirebileceğin  gücün yoksa sorumlu olur muydun yine?

7. bu olayı hep bildiğin ve yorumladığın gibi bakmaya devam edersen ne olur?

8. farklı baksan ne kaybedersin ?

9. şu an ne olsa o olaydaki karakterleri affederdin?

10. affetmemek sana  ne kazandırıyor?


Soruları kağıda  yazı tek tek cevaplar isek olayı ve olayların derin analizini yaparak, tekrar sorgulamış oluruz. En azından fark etmediğimiz bakış açılarını ve hataları  da görmüş oluruz



SERHAT YABANCI
PSİKOLOJİK DANIŞMAN &  ÇOCUK-AİLE DANIŞMANI  http://psikososyaldestek.blogcu.com/ 
 serhatyabanci@hotmail.com
0216 371 33 83
05348747622
05055400977

 




 


 

13.9.2009

Aldatma Psikolojisi



 
      Tanım olarak, iki kişi arasındaki birlikte, taraflardan birinin 3.kişi ile yaşanan; duygusal ,fiziksel  eylemler ve söylemlerdir. Aldatılma için somut göstergeler; yazılar, temaslar,ifadeler ve davranışlardır.  Eğer somut göstergeler yok ve sadece hissediş var ise bu sadakatsizlik olup aldatmanın doğasını gösterir.

      Aldatmanın psikososyal dinamikleri arasında, aşırı yüceltilmiş karşı cins ve buna ulaşamamanın verdiği acizlik duygusu olabilmektedir. Genelde bayanlar tarafından  tercih edilmeyen biri evlendikten sonra tercih edildiğinde bilinç altındaki duygular depreşir ve elde etme düşüncesi harekete geçer.

       Aynı zamanda kadına değer vermeyen, çok sık sevgili değiştiren birinin de aldatması bir oyun ve heyecandan başka anlam taşımaz.

    Aldatmanın nedenleri üzerine kafa yormuş olsak da belirtmeden önce şunu belirtmeliyim:  hiçbir ayrılık nedenin kabul görür yanı yoktur. Yani kişinin neden yaptığının kabul edilebilirliği tartışılmaz olmaktadır.

 

  • Eşin cazibesini yitirmesi.
  • Hamilelik veya hastalıklı bir dönem
  • Sık görüşememek ve mesafe
  • 30 yaş sendromu ve 40”lı  yaşlara girerken (bu dönemler varlığını,duygularını ve bedenini gözden geçirme sürecinin yoğun olduğu dönemdir.
  • cinsel sorunlar
  • ilişkide  iletişim sorunları
  • Çocuğun doğumu ile ilginin çocuğa yönelmesi ile değersizlik duygusu yaşamak.
  • Şiddet görmek
  • intikam
  • Yeni bir başlangıç yapmak  ve kendilik değerini test etmek için aldatmak(halen ilgi çekici miyim, arzu ediliyor muyum ?)
  • Son madde olarak tekrar belirtmek gerekir ki neden olabilir ama kabul görülmez.

      Aldatmak, evliliklerin bitiminde en çok ilk üç madde arasında bulunmaktadır. Aldatma olayını doğru göremeyen ve süreci doğru sürdüremeyen tarafların  % 75 ,i ayrılmış veya boşanmıştır. (Z.Sungur) Aldatma sonrası, ilk öğrenilmek istenen “neden yaptı” sorusudur. Aslında herkes yaşadığı ve yaşattığı travmanın gerçek nedenini bulmak-bilmek ister. Kişi de bazen nedenini bilmeden aldatır. Ta ki derin sorgulamalar veya danışman desteği ile bunu bulana kadar. İşte sorun,nedeni bulurken aldatılanın nedeni, kendine mal etmemesidir. Neden ne olursa olsun aldatılan kişi, suçluluk içinde değildir.

 

Aldatılan Kişinin  Durumu ve Yaşadıkları

ü      Aldatılacak kadar basit miyim?

ü      Demek ki hak ettim

ü      Kocamı kazanmak için artık her dediğini yapmalıyım

ü      Aptalım

ü      Bana bunu yapanı affetmem.

ü      Ben de onu aldatacağım

ü      Depresyona girmek

ü      Ayrıca evliliğin bitmemesi için aldatanlar da var. Mesela evliliğinde yaşadığın problemlerin stresini ve  kaybettiği enerjiyi başka kişiyle yaşayan ve sorunlarının çözümüne destek alan kişi bu sayede evliliğin de stresine karşı koymakta ve evliliğini sürdürmektedir

ü      Güvensizliğin yarattığı düşünceler ile , her şeyden şüphe etmek. Eşinin her şeyini bilmek istemek- incelemek.

ü      Bütün erkekler/kadınlar ayın önyargısı ile tavrını genelleştirmek

ü      Yaşadığı acıyı azaltmak adına rast gele yada  normalde istemeyeceği biriyle cinsellik/duygusallık yaşamak

ü      Boşluk,yalnızlık ve çaresizlik duygularını yaşamak

ü      Ailesine yakınlaşmak

 

         Aldatılan kişi, kendisine yapılan  olayı ,içselleştirerek kendisinden kaynaklandığını düşünür. Ama yapılan araştırmaların sonucunda da % 100 aldatmanın nedeni bulunamamıştır. Yukarıdaki nedenler ise ihtimallerdir..

Aldatılan kişi, kayıp ve ölüm travmasına benzeyen travma yaşar.  Bu nedenle ağır ve destek isteyen bir süreçtir.Nasıl davranmalı kısmı ise az sonra

Aldatan Kişinin  Durumu ve Yaşadıkları

v     Suçludur.

v     Kendine inanamaz.

v     Kendini savunamaz. Bu nedenle bu konuların açılmasından korkar-gerilir.

v     Eşine suçluluk duygusundan dolayı devamlı taviz verir

v     Utangaçtır. Başka insanların bilmesinden kaygılanır.kaygı ve depresyon görülebilir.

v     Umutsuzdur. Bu evlilik artık toparlanamaz. Mahvettim gibi..

v     Bir an önce sürecin normalleşmesini ister.

v     Hep açıklama yapmaktan bıkmıştır.

         Genel düşünce aldatan kişinin bu durumdan büyük zevk  aldığı düşüncesi olsa aslında ,olay yaşanırken bir çatışma ve mutsuzluk hakimdir. Çünkü başına gelmesini istemediği bir şeyi yapmaktadır. Bu nedenle aldatma ortaya çıkarken aldatan kişinin de ruh halinin sağlıklı olmadığını unutmamalıyız.

ÖNERİLER VE YOL HARİTASI

  • Aldatan eşin yalansız bir şekilde olayı anlatması ve  tüm sorumluluğu üzerine alması.
  • Aldatma anlatırken varsa yaşanan cinselliğin detaylarına girilmemesi ve aldatılan tarafın bunda ısrar etmemesi gerekir. Çünkü anlatılması halinde zihinde senaryolaştırma ve filmleştirme ile sorunun çözümü zorlaşır.
  • Olayın başında;

 -ayrılmak,kararsızlık veya ilişkiye devam kararlarından birini vermeden önce, önce olayı öğrenmeye çalışın. İstediğiniz kararı yine verebilirsiniz.

  • Sorunun çözümüne, anlaşılmasına ve olağan sürece geçene kadar aldatılan tarafın onayı ve rızası olmadan cinselliğin yaşanmaması
  • Soruları sorarken,  ne zaman başladı,neden bitirmedin, cinsellik var mı, duygusallık var mı,tehdit edici bir durum var mı, önlem alınması gereken bir durum var mı? Soruları ağırlıklı kullanılmalıdır.
  • Aldatan kişi 3.kişinin iletişim ve adres  bilgilerini vermemelidir.

     Eğer aldatıldıysanız,

  •  eşinizle duygusal,cinsel ve paylaşım bağlarını konuşun. Bunları olay netlik kazanana kadar  devam etmeyeceğini ortaklaşa kararlaştırın.
  • Devamlı sorgulamak yerine zaman dilimi belirleyin.
  • Bütün detayları öğrenmeye çalışmayın.
  • Sizin bunu fark edememeniz beceriksizliğiniz değil, güvenmenizin göstergesi olduğunu unutmayın.
  • Evliliğinizi ve kendinizi suçlamak yerine, bunun bir evlilik sorunu ve eşinizin tutumu olduğunu unutmayın.
  • Kendinizi başkasıyla kıyaslamayın.
  •  Benden güzel olsaydı  gam yemem demeyin.  Sizden güzel olsaydı daha üzülürdünüz.
  • Eşinizi devamlı kontrol etmeyin. Maillerini telini cüzdanın karıştırmayın. Bu ilişkinize  yapıcı bir katkıda bulunmaz.
  • Eğer iletişimle sorunu çözemiyorsanız karşılıklı anlaşarak birbirinize mektup yazın.
  • Eşinizin aldatmasına onu  aldatarak cevap vermeyin. Size sadece suçluluk hissettir. Sonraki zaman diliminde  bu davranışınız sizi hep rahatsız eder.
  • Olayın hemen ertesinde hiç bir şey olmamış gibi davranmak yerine, baş başa uzun zaman dilimi içinde olayın detaylı konuşulması,
  • Aldatılan eşin olayı tam öğrenmeden herkese açmaması ve bu olaydan dolayı eşine karşı alınacak tavır ve tepkileri hesaplaması.
  • Çocuklara anlatırken, aldatan tarafı suçlamak ve cezalandırmak olarak değil, durum hakkında bilgilendirmek olarak açıklanması.. Aslında çocuklara anlatırken uzman desteği önemlidir.
  • Yine çocuklara anlatırsa şayet; eşlerin aynı şeyleri söylemeleri veya beraber söylemeleri önerilir.
  • Çok acı bir  süreçti fakat geride kaldı diyebilmek. (M.Sungur ). Kabullenmeyi gurursuzluk ve çaresizlik olarak değil, güçlü olabilmek olarak da düşünmeliyiz.

 

Aldattıysanız;

  •  
    • Aldatma olayını olduğu gibi anlatın ve tüm sorumluluğu üzerinize alın.
    • Aldatmanızı,eşinize mal edecek nedenlere dayandırmayın.
    • Sessiz kalmak yerine, sorulara açık ve samimi cevaplar verin.
    • Evliliğiniz/ilişkiniz  hakkında net konuşun.
    • Sürecin iyileşmesi adına her şey yapmaya hazır olduğunuzu ona bildirin.
    • Eşinizin size güvenmemesine saygı gösterin. Hemen güvenmesini beklemeyin.
    • Aniden sevgi göstergelerinde bulunmayın. İnandırıcı değildir.
    • Mümkün olduğunca, aynı evde yaşamaya devam etmek, çocukların sorumlulukları, ev işleri, cinsellik gibi konularda baskı yapmayın ve eşinizle uzlaşın.
    • Benden ayrılamaz ne de olsa demeyin.  Size muhtaç olduğunu düşünerek olayı ört bas etmeyin. Aksi taktirde intikam duygusunu perçinlersiniz.

o      Eğer eşi gerçekten pişman olmuşsa, kadın da 'aramızdaki sevgi bağını artırmak için ne yapmalıyım?' diye düşünmeli. İnsan değerli bir şey kaybettiği zaman onu hemen unutmaz, tekrar bulmaya çalışır. Evlilik de böyle. Aldatan eş, yere düşen mücevher gibidir. Mücevheri yere düştü diye çöpe atmak yerine, yerden alıp temizlemekte fayda var. Ancak kadın, aldatan eşini affederken, ona mutlaka 'bir daha yaparsan sonuçları evliliğimiz için kötü olacak' mesajını vermeli. Çünkü aldatan erkeğin hemen affedilmesi, hiçbir şey olmamış gibi davranılması; onun bu olayı 'bir şey olmadı' şeklinde yorumlamasına ve aynı hatayı tekrarlamasına neden olur. (N.Tarhan)

 

         Aldatmalar travma etkisi yaratır. Ama ilginç olan şudur ki, bazen aldatma olayından sonra evliliklerin daha sağlıklı yürümeye başladığı, bağlılık  duygusunun arttığı, sorunların bu tip travmadan sonra netleşip çözüm için ortak hareket edildiği tespit edilmiştir. 

     Aldatma, sadece kötü evliliklerde olmaz. Dediğim gibi aldatılma ,sizin dışınızdaki nedenlerden de olabilir  size dayandırılmış da olabilir. Ama aldatılan kişi ilişkisini veya evliliğini bitireceği gibi, devam da ettirebilir. Her aldatma boşanmayla bitmiyor.

                      Aldatılmanın sosyal boyutuna kısaca bakarsak, erkekler arasında pekiştirilen, övünülen,bir güç ve beceri  göstergesi olarak kabul edilen bir davranış olması, aldatmayı nicel olarak destekler.sanal aldatmayı  aldatmadan saymalıyız bu çerçevede. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin gerçekleştirdiği, 'Evlilik ve Sadakat' konulu araştırma, sanal flört ve sanal seksin, en yaygın aldatma biçimi haline geldiğini doğruluyor. Hatta kimi zaman hayatlarına sadece renk katmak için cinsel tatmini internette arayanlar, fiziksel bir temas söz konusu olmadığından, bu yaşananların aldatma ya da sadakatsizlik olmadığını düşünüyor.

  Ayrıca, bayanlar içinde ise aldatma, yeni heyecan ve kendini kanıtlama olarak algılanmaktadır. Genç sevgili yapmak, duygusal boşluğunu doldurmak, halen beğenildiğini test etmek de sosyal anlamda desteklenen göstergelerdir.

 

SERHAT YABANCI

Psikolojik danışman- Çocuk Aile Danışmanı

 İletişim Ve Destek için:

05055400977

05348747622

021653713383

serhatyabanci@hotmail.com

  EK MAKALE  2-

ALDATMANIN PSİKO,-SOSYAL ANALİZİ
Aldatma bir bağlanma sorunudur. Özellikle narsist tepkiler gösteren insanlarda fazla görülür.Kendini daha yüksek gören,eşinden üstün olduğunu gören ve ya toplumda öyle yorumlar alan kişiler aldatmaya daha yakın görürler kendini.
Aldatma,yüzyıllar boyu toplumlarda hep ateşini korudu. Peki ne oldu da son zamanlarda bu kadar gündeme oturdu,bu kadar çok duymaya başladık. Aslında her ne kadar toplumda gizli kalmış gibi görünse de kadının iş hayatına girmesi, güç kazanması, erkeğe karşı çıkma gücünü bulması ile aldatma kelimesini çok fazla duymaya başladık. Eşini kaybetmemek için göz yuman, boşanacak yada karar alacak gücü bulunmayan kadınlar,erkek egemen toplum yapısının erkeğe birden çok eşlilik hakkı vermesinden kaynaklanan sosyal nedenler gibi etmeler aldatmayı hep ya gizli kıldı ya da meşru kıldı.
Aldatma durumunda gerek kadın gerek erkek olsun çoğunlukla hemcinsi ile aldatır. Konu analizine geçmeden önce bir fıkrayı paylaşmak istiyorum.
Uluslararasi ölçekte bir kadin arastirmasi yapan sosyolog, dünyanin çesitli ülkelerinde kadinlara bir soru sormus.
Kocanizi baska bir kadinla yakalarsaniz ne yaparsiniz???
Soruya ülkelere göre verilen yanitlar ise söyle olmus:
Isveçli : Neyimi begenmedigini sorarim.
Rus : Evi terk ederim.
Fransiz : Sesimi çikarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
Italyan : Kadini vururum.
Ispanyol: Kocami vururum.
Yunanli : Her ikisini de vururum.
Türk : Benim kocam yapmaz!
Aldatmanın tek bir tanımı yok aslında. Ve kişi aldatıldığında adını koymak, nedenlerini koymak,çözmek ister. Aldatmak mı-sadakatsizlik mi?, bir kereden bir şey olmaz,duygusal olmadığı sürece sorun yok,görüşebilir ama önemli olan sevmesin,konuşsun ama dokunmasın vs. gibi çok çeşitli yorumlar ve açıklamalar duyuyorsunuz. Esas sorun kişinin yaşadığı durumu nasıl algıladığır.
Tanım: benim kişisel aldatma tanımım var. Araştırmalarımda ortak tanım yok . ama biraz iddialı olacak ama : FİZİKSEL VE DUYGUSAL ANLAMDA PARTNERİ DIŞINDAKİ BİRİYLE GEREK YAŞAM VE GEREK ETKİNLİK OLARAK YAPILAN TÜM ÖZEL PAYLAŞIMLARA ALDATMA denir. Aslında aldatmanın tam olarak tanımlanmaması, kişinin algılamasıyla alakalıdır. Aldatma çeşitlerine bakalım:
*sanal aldatma: son 10 yılda patlama gösteren aldatma çeşididir. Evet aslında sanal cinsellik, sanal duygusallık birer aldatmadır. Sonuçta hayatınızda biri var ve siz başkası işe özel paylaşımlarda bulunuyor iseniz bu aldatmaya girer.
*duygusal Aldatma: bu tip aldatmalar ağırlıklı olarak çatışma içindeki bireyin psikolojisini yansıtır. Yani kafasında oturtamadığı, ortamın uygun olmadığı,karar almak yerine heyecanı yaşamak amaçlıdır.uzaklık,merak,ilişkisindeki mutsuzluk,hayranlık gibi etmenler duygusal aldatmayı doğurur. Ağırlıklı olarak kadınlarda görülür.
* sosyal aldatma: bu kavramı bilim tarihine ben koyarak yeni bir tanım yapıyorum.sosyal aldatma, zaman geçirmek, sorunların paylaşımı,fikir alışverişi arada görüşmek.tabi fiziksel ve duygusal paylaşımlar da sonunda olabilmektedir. Fakat genelde boş zamanlar için beraberlik ve iletişim ağırlıklıdır.
Cinsel aldatma: ağırlıklı olarak sadece cinsellik amaçlı ilişkileri kapsar.
Aslında kişi eşiyle her türlü cinselliği üst düzeyde de yaşasa cinsel aldatma olabilir peki neden? Bu toplumda kadını elde etmek erkek için her zaman bir güç ve kendini kanıtlamak olarak algılanmıştır. Özellikle erkekler arasında en güzeli, en zoru elde etmek, erkeğin prestijini gösterir. Hepsi için iddia edilmese de böyle büyüyen bir Türk erkeği ister istemez (biyolojik yapı hariç) her zaman aldatmaya hazır hissedebilir kendini.
İNSAN NEDEN ALDATIR.?

KOZ:Erkek psikolojisi, hormonal yapısı gereği cinselliği ilişkide temel dinamik olarak görür. Bize genel danışanlarımızda ve ailelerimizde de gördüğümüz kadarıyla erkeklerin en çok şikayetçi oldukları nokta cinselliktir. Ayrıca cinselliğin silah olarak kullanılması. Erkeğin aldatmasının altında,eşinin bu durumu koz olarak kullanması nedenlerden biridir. Erkek cinsellik için boyun eğmemek için,ayrıca kendini muhtaç hissetmemek için aldatma girişiminde bulunur. Aynı şekilde kadının da erkeğin koz olarak kullandığı,ilgi ve sevgisine karşı aldatma girişimde bulunması kaçınılmazdır.

NASILIM? kişi her yaşta güçlü ve beğenildiğini hissetmek ister. Psikolojik anlamda iyi hissetmek için aldatmak kaçınılmaz olabilir. Özellikle kendinden küçükler ile bu olayı gerçekleştirmeleri daha mutlu eder. Kadınlarda özellikle ilerleyen yaşlarda ve menopoz dönemi ve yakın zamanlarında genç partnerler ile aldatma yaşanır. Yaşlılığı kabul etmek istemeyen, kendini kanıtlamak isteyen,özgüven kazanmak isteyen erkek ve kadınlarda görülmesi sıktır.

PSİKOLOJİK : Kişi kendini mutsuz,önemsiz,değersiz hissettiğinde başka birinden değer görmesi onu mutlu eder. Özellikle depresyonda olan erkek ve kadınların daha çok aldattıkları, hem değer görmek hem de halen ilgi çektiğini görmek depresyonda olanlarda olumlu etki yapmaktadır. Yani bir nevi, antidepresan etkisi. Magazinsel basında da çok sık görüyoruz. Belli yaşlardakilerin genç sevgili yaparak yaşlarını görmezden gelmek ve kendilerini beğeniliyor olarak görmek için yapılan bir davranıştır.
Fakat doğum sonrasında ve depresyonda iken aldatılma daha fazladır. Kişi eşinden istediği ilgi ve cinselliği bulamadığı için aldatma nedenleri artar.
Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder. Aldatan kişi sonuçlarını hep düşünür aslında ama içsel çatışmayı da aşamaz. Genelde aldatma sonrası vicdani rahatsızlık oluşur. Akabinde de suçluluk duygusu ortaya çıkar. Bazen kişi kendini daha iyi hissetmek için eşinin/sevgilisinin hatalarını arar. Sanki bedelini ödetmiş düşüncesiyle o hata yaptıkça kişi kendisini daha iyi hisseder. Aldatmalarda kişi aldatmanın nedenini kendisi dışında başka nedenlere dayandırdıkça kendisini daha iyi hissedeceği için, devamlı eşinin veya partnerinin hatalarını görmek ister. Aksi taktirde eşinin mükemmel olması, aldatanın vicdani rahatsızlığını daha da arttırır.
Aldatmanın etkileri: aldatılan kişi, kendini yetersiz ,beğenisiz,ilgi çekmeyen biri olarak görür. Bu durumda öfke, dokunmak istemeyen,haksızlığa uğramış biri olarak kendini görür. Aldatılan kişilerde “keşke”ler çoktur. Harcanan emek,zaman,fedakarlık,sadakat vs. tümü film gibi geçer. Aynı zamanda kişi aldatanı aldatma girişiminde de bulunur.asıl amaç aldatmak değil, intikamdır. Kana kan yöntemi.
Aldatmalarda kişinin cinsel ve duygusal anlamda doyuma ulaşmaması sadece bir neden değildir. Tatminsizlik yetmez.Çocukluğundan itibaren değersizlik duygusu içinde büyüyen biri uygun ortamda bunu tatmin etmek için aldatabilir. Bazen kişi bir anlık heyecan için de bunu yapabilir.
Aldatan insanlar aslında kötü insandır diyemeyiz. Bunu bir suç olarak değil hata olarak görmek daha doğru bir tanımdır. Fakat esas olan, dışarıdan bakıldığı gibi olması değil, aldatılanın ne hissettiğidir. Yani aldatılma olup olmadığı, aldatılanın rahatsız oluşuyla paraleldir. Siz ne kadar çok rahatsız iseniz, o olay o kadar çok aldatmadır.
Kabulleniş: aslında bilinen bir aldatılmada da kişi sonuçlarını ve ağır psikolojik etkilerini kaldıramayacağını düşünerek görmezden gelir ya da reddeder. Bu durum ileriki yıllarda pişip pişip yenir. Yani yeri ve zamanında verilmeyen bir tepki, büyüyerek ve psikolojik rahatsızlıklara yol açarak gösterir kendini. Mesela yapılan araştırmalarda, aldatılmanın temel bir depresyon nedeni olduğu tespit edilmiştir. Böyle durumlarda uzmandan destek almak gerekir.
Aldatan kişi evli ise, genelde evliliğini riske sokmayacak, kendisinden çok şey beklemeyecek birini arar. Gerek kadın ve gerek ise erkeklerde bu kaçınılmazdır.bir yandan kendisini ve geleceğini garantiye alan evliliğini korumak ,bir yandan da şu anı mutlu yaşama isteği ağır basar. Esasında ise mutluluğu dışarıda aramak ve sonu olmayan anlık zevkler yerine evliliğini iyileştirmektir.
Taraflardan birinin sosyal-ekonomik düzeyinin yükselmesi de aldatmayı doğurabilir. Eşlerden biri kendini ulaşılmaz gördüğü zaman diğer eş ,bunu aldatma ile aşmak isteyebilir.
Magazinsel basında aldatmalar, birer kötü örnek olmakla beraber özendiricidir.genelde aldatanın aldattıktan sonraki mutlu hayatı hep verilir. ( pınar Altuğ, hüsnü şenlendirici, Cem hakko,kaya ç.oğlu gibi.) aslında verilen haberlerde aldatılanın yaşadıklarına da değinilmiş olunsa ve aldatanlar yüceltilmek yerine eleştirilmiş olsa özendirici etkisi azalabilir. Kocasını yada karsını aldatan birinin ertesi gün canlı yayına çıkıp hiçbir şey olmamış gibi program yapması düşündürücüdür.
Her aldatma ilişkiyi bitirir mi?
Kişinin yaşadığı duygusal durum,problemin çözülme durumu, partnerinize olan güveniniz,ilişkiyi koruma ve kurtarma isteğiniz birer yol haritasıdır. Önemli olan bitirmek yada bitirmemek değil,sorunun çözümüdür. Ayrıca aldatılan bir kadının feminist bir kadından alacağı en büyük öneri”ayrıl”dır . bu nedenle doğru kaynaklardan faydalanmak gerekir.


Neler yapılabilir?
o Şüphelendiğinizde kurgu yapmak yerine, uygun bir ortma ve ses tonuyla partnerinizle konuşun.
o Hissettiklerinizden bahsedin. Suçlamak ve hesap sormak sadece savunma yaratır.
o Eğer aldatıldığınız kesin ise, bunu onunla konuşun. Nedenlerini ve açıklamasını dinlemeden karar vermeyin.
o Olayı 3. kişilere anlatmadan önce, kendi aranızda çözmemiz gerekir. Sonuçta ayrılmasanız bile artık insanlar sizi eleştirecektir. “neden halen berabersin, daha ne yapmasını bekliyorsun…. Vs.” duyumlar ilişkiye devam etseniz bile sizi rahatsız edebilir.
o Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır.
o Aldatmak, bir cinsiyet özelliği değildir.kişinin yetişme tarzı, çocukluğu,sosyal yapının özelliği,evlilikte veya ilişkiden beklentisi bunu belirler.
o Söz mükemmel bir eş olsanız bile eşinizin sizi aldatması ,onun sorunu ve özelliğidir.
o Erkeğin büyütülürken annesi tarafından “aslan oğlum” istediğini yap,sana kız mı yok” gibi telkinleri sadakati azaltır. Hep alternatifi olduğunu düşünür. Hep daha iyisini bulacağını düşünür.
o Aldatma bir bağlanma ve bütün olma sorunudur. Bazen sizin hiçbir sorununuz olmasa da aldatılabilirsiniz. Bu durum sizin dışlındadır. Kendinizi suçlamanız sonucu değiştirmez.
o Eğer eşinizi aldatınız,tekrar yapmayacak ama pişman iseniz bunu eşinize anlatmayın. Sadece kendinizi sorgulayın.
o Sizi aldatan aslında diğer kişiyle evli olsa,onu da aldatır. Ayrıca burada sorun kişinin aradığı özel bir şey olmadığıdır.
o Devamlı olarak aldatıyor iseniz sizin ve eşiniz için en sağlıklısı ayrılmaktır. Zaman ilerledikçe hem kendi hem de eşinizin ruh sağlığını bozabilirsiniz.
o Eşiniz sizi aldatmış olsa bile bunu çocuklarınız ile asla paylaşmayın.
o Aldatılmış olsanız bile intikam için aldatmayın. Bu sizin için ileride büyük değersizlik duygusu oluşturur.
o Eğer eşinizi aldatıyor ve bununla mutlu oluyor iseniz, kendinizde değersizlik temelli duygularınız mevcuttur. Temelde kendini değersiz hissedenler belli aralıklarla geçici değer görmeler ile bunu kapatmaya çalışırlar.
o Aldatma resmi olarak boşanma nedenidir. Cezai olarak ise hem aldatan hem de buna neden olan kadına (3.kişiye) geçen haftaki bir kararla ceza verilmektedir.
o Aldatmak, bir düşünce ve yaşayış şeklinin göstergesidir. Yani ya istediğiniz gibi yaşamıyor yada yaşadığınızı istemiyorsunuz.
 

 

13.9.2009

BOŞANMANIN PSİKO-SOSYAL BOYUTU


    Evlilikler, tarihsel, psikolojik, sosyal, dini ve kültürel nitelikli bir akit olarak günümüze kadar devam etmiştir. Evliliğin temeline taraflar beklentilerini koymaktadırlar. Evlilikte bir neden olduğu gibi aynı anda birkaç neden de bulunabilir. İnsanlar bazen sadece duygusallık için evlendiği gibi bazen ekonomik sosyal dini unsurların tümünün bileşimi olarak evlenebilirler. Evlilikte genelde söylenen aşkın ömrü 3 yıldır kavramı aslında uyumun ve tem uyuşumunun olgunlaştığı ve oturduğu dönemdir. 3 yıl içinde aşk bitmez,sadece ilişki net şeklini alır.Yani taraflar birbirini ancak 3 yılda tanıyıp evliliği oturturlar.Taraflar zaten evliliğin realitesini görmeye başladıktan sonra kararlar ve yol haritası belirlenmeye başlar. Yüzyıllar boyunca çeşitli evlilik biçimleri görülmüştür. Bunlar daha çok evliliğin sosyal boyutunu yansıtmaktadır. Bunlarda da boşanma tarzları da evlilikleri gibi ilginçtir.

   BERDEL: taraflar töre ve örfi kuralların gereği olan ekonomik olarak yüklü olan evlilikleri karşılayamadıkları için karşılıklı kız alıp verme şekli ile evliliği gerçekleştirmektedirler. Taraflardan biri kızı boşarsa diğer tarafta boşamak zorunda kalır. Yani evlilikler birbirinin tamponu gibidir.

    GÖRÜCÜ USÜLÜ: Bu evlilik şekli daha çok insanların birbirleriyle iletişiminin zayıf olduğu, ataerkil/feodal toplum yapılarının göstergesidir. Erkeğin kız arkadaş edinememesi, aile büyüklerinin çocuğa seçme seçilme hakkı vermemesi bunun bir görücü usulünü yaratmıştır. Bu tip evliliklerde boşanma zor olmakta görücüler devreye girip süreci uzatmakta, aracılık görevlerini devam ettirmektedirler. Görücü için riskli ve sorumluluk gerektirdiği için günümüzde insanlara kefil olmayı kimse göze alamamaktadır. Tabi bunların dışında kız kaçırma, yıldırım nikâhlar, eğlenceli günümüz düğünleri de evlilik oluşum süreçlerinin diğer şekilleridir. Evliliğin bu tanım ve sosyal yönlerinin ötesinde boşanma kararı daha etkileyici ve önemlidir. Boşanma süreci her iki taraf için sancılı bir dönemdir. Sadece boşanma süreci değil süreç sonrası da sorun teşkil etmektedir. Özellikle yeni boşanan kişilerin daha çok incinme sonrası stres, belirsizlik stresi, sosyal uyum zorluğu, yalnızlık/çaresizlik gibi duyguları yaşadıkları gözlemlenmiştir. Boşanma döneminde taraflar evliliğin kurutulması umudunu yitirmişler ise veya yaşanan olaylar (aldatma, şiddet alkol, ilgisizlik gibi) çözülecek boyutta değil ise haklı çıkma savaşı başlıyor demektir. Bunun temel nedeni ise bireyin döneceği sosyal çevreye karşı hesap verme durumudur. Kimse evliliği bitiren, evlilik düşmanı, aile düşmanı olarak bilinmek anılmak istenmez. Bu nedenle boşanmada kimin haklı olduğu sonraki yaşam için çok önemlidir. Peki, çok güzel başlayan evlilikler neden bitiyor? Esasen bakıldığında ülkemizin kanayan sosyal yaralarının neler olduğuna bakmak için aile mahkemelerinin dosyalarını incelemek yeterlidir. Boşanma nedenlerine bakıldığında;

  • Ekonomik yetersizlik veya ani zenginleşme,
  • Aldatma,
  • Şiddet,
  • Çocuk sahibi olamamak,
  • Alkol, kumar uyuşturucu kullanmak,
  • Kültürel ve yaşamsal farklılıklar,
  • Sorumsuzluk.
  • Yetersiz tatmin (duygusal sosyal cinsel. Vb. açıdan)

Gibi nedenleri sayabiliriz. Bu nedenler aynı zamanda Türk kültürünün şuan en çok çözülemeyen sosyal sorunlarını da içermektedir. Toplumsal şiddet, ekonomik yoksulluk, bağımlılık, sorumsuzluk gibi nedenler aklımıza ilk gelenlerdir. Evlilik süresi içinde paylaşımın olmaması, iletişimin sağlanamaması, beklentilerin karşılanmaması evliliğin sonunun geldiğinin göstergesi olmaktadır. Fakat evlilikte sosyal yön daha ağır bastığı için herkes aynı şartta boşanamıyor. Bugün 12 saat evli kalanları da görebiliyoruz her şeye rağmen evliliklerini sürdüren (sürdürdüğünü zanneden) tarafları da görebiliyoruz. İnsanlar evlilikleri olumsuzluklara rağmen neden sürdürmek isterler? Aslında bunun cevabı yine sosyal şartların ağır bastığı bir kategoriye girmektedir.

  • Ekonomik yetersizlik,
  • Yalnız kalmak,
  • Çocuk sahibi olmamak,
  • Boşanan kişinin sosyal kimliği (dul)
  • Gelecek hakkında belirsizlik,
  • Şartların olgunlaşması beklentisi.

Kıyaslama yaptığımızda, evliliğin nedenleri aynı zamanda sürdürülmesi (zorunluluk) için de birer neden olduğu görülmektedir. Bunun yanında toplumun ataerkil yapısı itibariyle erkeği değil de genelde kadının haksız bulma eğilimi de kadını evliliği yürütmesine bir sosyal baskı aracı olarak etki yapar. Toplumda dul kadın ( ki bekâr artık) her zaman daha sahipsizmiş daha çabuk elde edilirmiş gibi bir kategoriye konulmaya çalışılmaktadır. Bu durum aslında sosyal dışlanmanın bir gelişmemişliğin göstergesidir. Yani boşanmayı kabul ettin ise bunu göze almışsındır gibi. Fakat her ne olursa olsun kişinin evliliği, kendisi için çekilmez bir hal almışsa, mutsuz, umutsuz bir durumda ise, paylaşımlar yok ise sevgi, saygı ve sadakat yok ise evlilik gözden geçirilmelidir. Kişisel prensibim; evlilikte üç temel taş vardır. Bunlar; Sevgi, Saygı, Sadakat kavramlarıdır. Bu temel taşlardan birinin eksikliği evliliğin çatısının yıkılmasının başladığının göstergesidir. 3 S kuralı kişisel olmanın ötesinde genelliği de içinde barındırmaktadır. Evlilik sonrası durum ise en sarsıntılı ikinci dönem olabiliyor. Kişi eğer evlilik sonrası için plan yapmamışsa, alt yapı hazır değilse, birikim ve destek yok ise artçılardan sonraki gerçek deprem o zaman olmaktadır. Kişi, yalnızlığını hemen paylaşmak, duygusal, sosyal, ekonomik için destek aramakta ve çok fazla seçeneği de yok ise en yakınındakilere yönelmektedir. Bu avukatı, danışmanı, sırdaşı, eski aşklarından biri, kendisi gibi boşanmış biri hatta adliyedeki görevliler bile olabilmektedir. Boşanan kişi, aslında daha temkinli olmalıdır. Yeni ilişki için acele etmemelidir. “Denize düşen yılana sarılır misali” her yönelimi kurtuluş görmemelidir. Bunun yanında taraflar bazen boşanmadan sonraki 3–;5 yıllık süre içinde (aradıklarını bulamadıkları için de olabilir) eski eşlerine görüşme ve birleşme teklifinde bulunabilmektedirler. Yine boşanma sonrası geçen iki yılda kişilerin, çok sayıda kişiyle görüştükleri, kısa süreli arayışlara girdikleri, ilişkiler yaşadıkları görülmektedir. Bu ise belli zaman sonra kişide pişmanlık, değersizlik, suçluluk gibi duygular yaratmaktadır. Bu duygulara bağlı olarak da depresyon, anksiyete gibi psikolojik sorunlar oluşmaktadır. Yoğun düşünme süreçleri, uykusuz geceler, iletişim ve paylaşım ihtiyacı yaşanan ve yaşanması muhtemel durumlardır. İleri ki dönemlerde ise özkıyım girişimleri de söz konusu olmaktadır. Bu söylediklerimize bağlı olarak; boşanmanın kendi kendini başlatan bir süreç olduğu, evliliğin nedeni, şekli ve temellerinin de aslında ileri ki dönemlerde birer boşanma nedeni olabileceği unutulmamalıdır. Tercihlerimizi yaparken, bir noktaya takılmamak, sadece bir noktayı yüceltmeden, her açıdan değerlendirme yapmamız gerekir. Çünkü sadece aşk evliliği veya sadece mantık evliliği bir evlilik için yeterli olmamaktadır. Aşk evliliğinde nasıl ki karşıdakinin bir yönünü yüceltiyorsak, unutmamak gerekir ki gölgede kalan kısımlar ve ayrıntılar çok daha önemli olabilmektedir. Çünkü evlilik; sizi çok mutlu bir yaşama götürebileceği gibi, mutsuz bir hayata da sürükleyebilir. Boşanma, bir yandan bir sonlama iken, diğer yandan bir başlangıçtır. Fakat nasıl olursa olsun boşanma insanların hayatında, nedeni ne olursa olsun hata olarak görülmektedir. Sonuçta pişmanlık da bir hatanın sonucudur. Boşanmak her zaman kurtuluş olmadığı gibi, mutsuz bir evliliği sürdürmek de çözüm olamaz. Sorunlar, fark edildikçe çözüme kavuşabilir. Bu nedenle her zaman duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi aktarmak gerekir. Eğer sorunlar paylaşılmaz ve ifade edilmezler ise çok küçük bir neden bile boşanmaya götürebilir. Belki birikim belki son damla ama sonuçta yanlış bir sonucun başlangıcı olabilir. Sorunlar her zaman uygun yer ve zamanda ifade edilmeli, çözüme kavuşturulmak için karşılıklı çaba sarf edilmelidir. Evlilikte yaşanılan her şey kartopuna benzer. Mutluluklar paylaşıldıkça büyür. Mutsuzluklarda çözülmedikçe büyür. Sadece sayılsa olarak çoğalmaz ilerde bir çığ halini alır.

Her zaman paylaşmak dileğiyle…

13.9.2009

ÖFKE KONTOLÜ


Öfke, eleştirilmemesi gereken ,herkesin yaşadığı ,bastırılmaması ve ayıplanmaması gereken bir duygudur .Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar.

• Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir.
Öfke bir noktada, kişinin öğrenme yoluyla dışa vurum yaptığı bir davranış şeklidir.Birey, nasıl öfke boşaltacağını ve yansıtacağını,çevreden öğrenir.Anne veya Babası öfkelendiğinde,,eğer bağırır çevreye zarar verirse çocuğun bunu yansıtma ihtimali yüksektir. Aynı zamanda öfkenin bir diğer özelliği ise; ZAMANLA ALIŞKANLIK yapmasıdır. Öfkemizi yansıtma şeklimiz, zamanla kalıp davranış şeklini alabiliyor.. Eleştirilmesi ve kritiği yapılacak kısım öfkenin yansıtılma şeklidir. Öfkeyi ,çevreye ve kendimize zarar vermeyecek şekilde yansıtmalıyız. Öfkenin zararsız şekli; iletişim, duyguların direkt ifade edilmesi, durumun üzerine gitmek,mantıksal çıkarımlar yapmak gibi. Öfke kontrolünde; öfke yaratan nedenlerden o an için uzak durmak, 3-5 saniye ara vermek, burundan nefes alıp ağızdan vermek,öfkenin bize kayıplarını düşünmek(zor olsa da) gibi uygulamalar yapılabilir. Unutulmamalıdır ki; öfkeli davranışlar; sadece iletişim kesen,gerginleştiren,bizi yetersiz bırakan, aciz gösteren bir durumdur.

Öfkenin nedenleri sınıflamak istersek;
• engellenme
• haksızlığa uğrama
• fiziksel incinme ve yaralanmalar
• tacize uğrama
• hayal kırıklığı
• saldırıya uğrama
• tehditler sayılabilir.. bu nedenler, herkes de olmasa bile genelde tek başlık altında toplanabilir.

Özellikle büyük şehirlerde çalışanların en büyük sorunu,iş yükü, trafik,hayal kırıklıklarıdır.Bu nedenlerdir ki, metropolde yaşayanların daha öfkeli olduğu sanılır. Ama bu konuda şunu belirtmeliyim ki,büyük şehirdeki insanlar, büyük şehrin stresini normal ,yaşamın bir parçası olarak kabul ettikleri an, öfkelenme oranları azalır. Çünkü ,trafiğin sıkışması, kuyruklar, pahalılık…. gibi tüm etmenlerin şehir hayatının bir parçası olduğunu kabullenmek öfkeyi azalmaktadır.

Öfkelenme sürecini bilim adamları beş boyutta değerlendirmişlerdir. Bunlar;
Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.
• Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.
• İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.
• Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.
• Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

Aslında öfkelenmek önce düşünsel bir durumdur. Yani yaşantılarımız, olayı algılayış şeklimiz, onu kişiselleştirmemiz gibi tüm bakışlar, bizim düşüncelerimizin temelleridir.
Daha önceki makalelerimde de bahsettiğim gibi duyguları düşünceler oluşturur . Öfkede de aynı şey geçerlidir.olayları yorumlamamız,düşüncelerimizin birer örneğidir.. Duygularımızda, düşüncelerimizin bize verdiği mesajlardan oluşur. Öfkede de üzüntü, kızgınlık vs. . oluşur ve bu durum bedensel gerginlikleri yaratır.

İletişim boyunda ise, öfkemizi( duygu ve düşüncelerimizi) nasıl aktardığımız,hangi iletişim yöntemlerini kullandığımız ortaya çıkar.İletişim yöntemleri tartışılan noktadır. Öfke tartışılmaz, nasıl ifade ettiğimiz ve hangi davranışları gösterdiğimiz tartışılır.
Yapılan araştırmalarda öfkenin sağlığa etkileri gözler önüne serilmiştir. Bunlardan bazıları;
Baş ağrıları,
• Mide rahatsızlıkları,
• Solunum problemleri,
• Cilt problemleri,
• böbrek fonksiyonlarında problemler,
• Sinir sistemi rahatsızlıkları,
• Dolaşım sorunları,
• Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
• Duygusal rahatsızlıkla gibi..
Ama bunun yanında öfkeli insanların, öfkesiz insanlara oranla daha enerjik olduğu,daha çok performans gösterdikleri de tespit edilmiş pozitif bir sonuçtur. Tabi ki esas önemlisi bu enerjinin nasıl ve ne şekilde kullanıldığıdır.
Öfkeni düşünsel ve sağlık üzerindeki etkilerinin yanında bedensel belirtilerine de göz atalım;
-Uyaran duyguyu harekete geçirir,
• Stres ve gerginlik başlar,
• Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
• Nefes alıp verme sıklaşır,
• Kalp atışları hızlanır,
• Kan basıncı artar,
• Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

Bunun yanında toplumumuzca çok sık kullanılan, ve desteklenen bir görüş olan öfkenin boşaltılması, rahatlama, gevşeme ise öfkelenmemizi ve yaşanılan olayın boyutunu etkileyen farklı bir etkendir.
Öfkenin boşaltılması,
• çok yanlış ve tehlikeli bir inanç
• kişileri incitmek için verilmiş bir onay
• kızgınlık duygusunun boşaltılması=saldırganlığa eğilimin artması gibi yanlış yönlendirmelere neden olur.
Bunun sizi kızdıran nesneyi tespit edip sakin bir biçimde başa çıkmaya çalışmak gereklidir.
Aslında öfkeyi kontrol etmek için belli başlı birkaç yöntemi bilmek yeterlidir. Çünkü bu yöntemler ile her zaman her yerde her durumda öfkemizi doğru ifade etmek, kontrol altında tutmak çok mümkün.
Bu yöntemlerden birincisi;
Düşünsel yöntemdir. Bu yöntemde ;
Kışkırtmanın tanımlanması:Sizi kışkırtan durumlarla yüzleşme ve bunlardan kaçınma verisi sağlar.

Öfkenin çarpıtmalarıyla savaşma: Öfkenizi, düşünme biçiminizi yeniden gözden geçirmek için bir uyarı olarak kullanabilirsiniz.

Öfke kontrol yönergeleri :Öfkelendiğinizde, öfkenizi kendinize ait yönerge cümleleriyle kontrol etmeye çalışabilirsiniz (“öfkenin seni ele geçirmesine izin verme”, “derin bir nefes al” gibi)

Beklentilerin netleştirilmesi:Karşılaşabileceğiniz olayları önceden tahmin edip ona göre davranabilirsiniz.

Zihinsel tekrarlar :Olumlu bir olayı örnek alıp, ardından kafanızda tekrarlayıp ders çıkarabilirsiniz.
Bunu bir örnekle netleştirelim:
• Ben sağlık memuru Ahmet.Hasta yakını bana bağırdı, ben de ona bağırdım.
• Bu tavır şahsıma mı hastane personeli Ahmet e mi*
• Benim yerimde Mehmet olsaydı da bu durum oluşur muydu?
• Neden böyle davrandı (onu anlayabiliyor muyum)?
• Sizi anlıyorum ……den dolayı böyle öfkelisiniz. .. (Dedim mi?)
• Biliyorum ki, ben öfkelenirsem o beni yönlendirmiş olacak.
• O nasıl davranırsa onun gibi değil, ben onu kendime uydurmalıyım..
• Öfkemi kontrol altına alıp,öncelikle onu anlamaya çalışmalıyım. Ben sakin olursam o insanı da kendime uyduracağım gibi bir içsel konuşma ile öfkemizi kontrol edebiliriz.

Bir diğer yöntem ise, duygusal yöntemdir. Bu yöntemde, kendimizi öfkelenirken fark etmek,tanımaya çalışmak vardır.
Biofeedback :Öfke durumunda vücudunuzun nasıl tepkiler verdiğini keşfederek, bunu fiziksel uyarılmanızı azaltmak, düşünce ve davranışlarınızı değiştirmek için bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.(kendinizi tanıyın)
• alternatif uyarılma oluşturma : Öfke ya da fiziksel uyarılmaya muhalif başka bir uyarılma (örneğin, gevşeme ve espri) oluşturmak için öfkenizi bir ipucu olarak kullanabilirsiniz.
• Uyarılmanın yönünü değiştirme : Öfkelendiğinizde yaşadığınız fiziksel uyarılmanın yarattığı enerjiyi, üretime dönüşebilecek önemli bir kaynak olarak kullanabilirsiniz
Genelde öfkeli insanlara “ neden öfkeleniyorsun,kızacak-bağıracak ne var ki? “ dediğimizde “ hayır ben öfkeli değilim.. “ derler.. aslında bu duygusal yöntemin en iyi örneğidir. Kişi öfkelendiğini anlamış olsaydı, bunu fark edip kontrol etmeye çalışacak yada özür dileyebilecekti…

Duygularımızı ve düşüncelerimizi farkeder ve tanırsak geriye sadece bunları olumlu bir yöntem ile ifade etmek kalır. Yani suçlayıcı ve eleştirici bir şekil yerine sadece duygularımızı ve düşüncelerimizi anlatmak gibi. Hangi iletişim kanalını kullanalım? Bunu cevaplamadan önce davranışsal yöntemi de açıklayalım;

Kendi öfke davranışını öğrenme:Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışları belirleyelim.
• Verimli (üretken) öfke davranışı oluşturma:Kendimizi kışkırtan ve yıkıcı davranışlardan uzak tutarak, öfkelenmekten koruyabiliriz.
• Davranış değiştirme:Yeni hareketleri kolaylaştırma:Öfkelendiğimizde sergilediğimiz olumsuz hareketleri daha olumlu olanlarla yer değiştirelim.
• Öfkenin ABC’sini öğrenme:Öfkelenmenize yol açan sebepleri, sizin davranışlarınızı ve davranışlarınızın sonuçlarını gözden geçirme ve yeniden değerlendirme fırsatı tanır.
Duygularımızı,düşüncelerimizi ve davranışlarımızı gözden geçirdik. Fark ettik. Öfkelendiğimizde nasıl davranıyoruz, neler hissediyoruz, hangi düşüncelere sahibiz ? gibi tespitlerden sonra sıra,öfkemizi en uygun iletişim ile nasıl ifade etmeye geldi..
Bizi öfkelendiren ,söz, davranış, tutum, düşünceyi öncelikle somut olarak tarif etmeliyiz.

-şu hareketinden dolayı çok öfkeleniyorum. Çok sinirleniyorum…yani BEN DİLİ ”ni kullanmak.
-Olayla ilgili düşüncelerimizi net olarak ortaya koymak..
-Kendimizle içsel konuşmalarımızı devam ettirmek.
Aynı zamanda karşıdaki kişiyle, iletişimdeyken şu noktalara dikkat etmeliyiz.

Tartışma:İki insan arasındaki çatışmayı fikir birliğine vararak çözme sürecidir.
Tartışmayı uzatmak, öfkelenme oranımızı arttırır.

• Eleştirme:Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.Aşırı eleştiri hem bizim hem de karşıdakinin öfkesini arttırır.

• Övme:Diğer kişinin savunmacı davranma şansını azaltır.

Bu iletişim yöntemlerinin yanında, tartışmaya ara verme, gergin anlarda derin nefes alma,problemin çözümü için alternatif bulma gibi çeşitli yöntemleri de kullanabiliriz

13.9.2009

EVLİLİKLERLDE TARTIŞMAK



Günümüz evliliklerinin en temel sorunudur tartışmak. Aslında tartışmayı tartışmalıyız önce. Bizim dilimizde tartışmak, olumsuzluk, kavganın ön aşaması, kabalık veya gerginlik olarak algılanmaktadır. “Annem ve babam tartıştı”. “ eşimle çok tartışıyoruz” gibi cümlelerin genel manası olumsuzluktur.
Oysa tartışma ,temelde sorunun çözümüne yönelik yapılan fikir alışverişi ve açıklamadır.fakat ülkemizde tartışma kültürü oluşmadığından istenilen düzeyde bir tartışma görülmemektedir. Televizyonlarda üst düzey kişilerin katıldığı tartışma adlı programlarda , kavgalar, hakaretler, kabalıklar,eleştirel yaklaşımlar sık olarak görmekteyiz.
Aslında temel sorun ilk aşamada karşıdakini dinlememektir. Sözünü bitirmesine bile izin vermemektir. Sanki taraflar karşıdakinin ne söyleyeceğini bilircesine sözünü kesmektedir. Sözünü kesmek tartışmayı kısa tutmak amaçlı olsa da tam tersine konu amacından sapıp, saygısızlık adı altında başka bir boyuta gitmektedir. Gözlemlemişsinizdir ki, tartışılan küçücük konulardan büyük sorunlar çıkmasının tek nedeni ,üslup ve tartışma şeklidir. Türk evliliklerine özgü bir durum olacak ki, tartışılan konu hep amacı ve konusu dışına çıkmaktadır. O anki konu ile benzer ama tartışmaya hiçbir şey katmayacak başka bir konuya geçilmesi veya konuya dahil edilmesi sadece öfkenin ve çözümsüzlüğün adı olur.
Evliliklerde tartışmanın kimin başlattığı önemli mi? Aslında değil. Bir başlatan varsa bir de devam ettiren vardır. Eşlerden veya sevgililerden birinin başlatması suçlunun o olduğu anlamına gelmez.
İlişkilerde mutluluk uyumdur. Uyum ise anlaşabilmek ve anlayabilmektir. Evlikler, boy uyumuna, görsel uyuma göre yürümez ama kendini anlayan biriyle evlilik yürütülebilir. Zaten evlilik kararı sadece duygusal kararlar ile alınması halinde duygusal hayal kırıklıkları daha etkili ve acıtıcı olur.
Şekil algısı ile yapılan evliliklerde ise gerçek şudur. Şekil sizi o insana çeker. Beğenirsiniz,ilgilenmek istersiniz. Şekil ile ilişkiye başlamak istersiniz. Bu durumda ilişkileri ve evlilikleri “ ŞEKİL BAŞLATIR, ÖZ SÜRDÜRÜR “ diyebiliriz.
Ayrıca kabul edilen üç tip evlilik yöntemi vardır.
1. Tamamlayıcı
2. Benzerlik
3. Zıt
1.Tamamlayıcı evlilikte birey, eksiklik yaşadığı ,yetersiz olduğu bir yönünü tamamladığı-tamamlayacağını düşündüğü kişiyle evlenmek ister. Tam olursam mutlu olurum.
2. benzerlik evlilikte , kişi bir çok yönden kendine benzeyen ortak noktaları olan biriyle, paylaşımların fazla olacağını düşünerek evlenmek ister. Benzer yaşam.
3. zıt evlilik ise, kendisine ters olan biriyle evlenerek farklı bir arayışta olup risk almak tadır.
Yapılan araştırmalarda da anlaşılmıştır ki, en güçlü ve mutlu evlilikler benzerlik ilkesine göre yapılan evliliklerdir. Ayrıca ilişkide beklenti net olursa sonuca ulaşmak daha kolay ve kısa sürede olur. Daha önce de yazdığım (http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_1058.htm) ilişkilerden beklentimiz makalesinde de belirttiğim gibi beklenti açık ve net olursa ilişkinin yönü ve kalitesi de belli olur.
Tartışmanın başka bir boyutu ise, hesap sorma ile bilgi alma arasındaki ince çizgiyi kaybetmekten kaynaklanır. Örnek “ neredeydin” sorusunun, hesap sormak mı meraktan bilgi almak mı olduğunu kestirmek çok zordur. Bu nedenle sorunun hangi şekilde sorulduğu hangi ses tonun kullanıldığı önemlidir.
Evliliklerde riskli dönemler 1-2 yıllık uyum ve oryantasyon sürecidir. Çiftler birbirine uyum sağlamak adına çatışmalar yaşayabilir. Bu normal ve olması gereken bir süreçtir. Aksi taktirde sorun yokmuş gibi davranılmış kabul edilir.
Tartışmalarda kullanılması gereken dil “BEN DİLİ” dir. Yani” bu davranışından dolayı çok üzüldüm, kendimi önemsenmemiş hissettim,beni dinlemediğini düşünüyorum,.”…. bu tip cümleler suçlama içermeyen ama aynı zamanda da kişinin kendisini net ve açık ifade eden cümlelerdir.
Fakat, bu ilk 1-2 yıllık süreç içerisinde kırıcı hareketler, davranışlar, söylemler gibi tüm paylaşımlar evliliğin sonraki sürecini de belirler. Artık taraflar bunun tatsız olaylar üzerine evliliği kurarlar. Bu nedenle bize danışmaya gelen çiftler , ilk olarak ilk yıllardaki mutsuzluklarını ve yaşadıklarını anlatırlar. 1-2 yıllık süreç hem uyum hem de devamı için çok hassastır. Tıpkı çocuğun 2 yaşına kadar süreç gibidir. Nasıl büyürse öyle devam eder. Değişmez mi ? tabi ki değişir. Evlilik danışmanlığı, karşılıklı konuşma,yardım alma bu durumlar için çözüm köprüleridir. Böyle olunca evlenmeden önce çiftlerin sorun olmasa bile evlilik danışması almalarını öneririm.
Evliliklerde tartışma konularına baktığımız zaman;
Çocuk, aldatma,ekonomik sorunlar, içki,ilgisizlik, tarafların aileleri,otorite çatışması ve her evliliğin kendine özgü sorunları başı çekmektedir.
Temel tartışma dili,”herkesin açık ve net olarak kendini ifade ettiği, duyguların ve düşüncelerin diğer olaylardan ayrı tutularak açıklandığı,öfke ve sertlik içermeyen bir ses tonunda uygulanan iletişimdir.
Tartışmalarda sonuç alınmadığında taraflar sorunu yok sayabilir ya da erteleyebilirler. Ama unutulmamalıdır ki, çözülmeyen her sorun farklı şekilde tekrar çıkacaktır.(pişip pişip gelmek). Yukarıda da bahsettiğimiz gibi nedensiz tartışmaların temelinde çözülemeyen veya eksik kalan bir durum söz konusudur.


ANALİZ:

 Bir tartışma bir evde veya iletişimde her
Ø gün yaşanıyorsa burada bir oyun vardır.yani eşinizle(sevgilinizle) her gün tartışıyor, ve genelde de sonuç hep istenmedik şekilde bitiyor ise oyunun bir parçası olmuşsunuzdur.
 Eğer taraflardan biri tartışmayı başlatıyor ve sizde
Ø devam edilmesi için destek veriyorsanız % 50 duruma ortaksınız.
 Eğer
Ø taraflardan biri sudan bahanelerde tartışma veya gerginlik yaratıyorsa bu bir sinyaldir. Temel beklentinin ne olduğu incelenmelidir.
 Devamlı olarak
Ø tartışmak ve gerginlik yaşamak(yaşatmak) eşlerin anne-babalarını da model aldığının göstergesi olabilir. Şu an hemen çocukluğunuzu gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
 Bazen taraflardan biri eşinden ilgi göremediği için
Ø iletişim kurmak adına bilerek tartışma ortamı yaratabilir. Çünkü başka iletişim kuracak yöntem bulamamıştır. Bu durumda konu her zaman suni ama iletişim gerçekçidir. Bu nedenle şuan bu makaleyi okuyup ta kendinizi bulduysanız tartışmalarınızı gözden geçiriniz.
 Evliklerde tartışma genelde, anlaşmak ve
Ø ortak yol bulmak adına yapılmalıdır. Tartışmaların devamının temel nedenlerinden biri “İMA” dır. Yani açık ve net ifadeler yerine imalarda bulunmaktadır. “Her şey söylenmez anlasın” yerine önemli konuların açık ve net olarak ifade edilmesi gerekir.
 Tartışmalarda sorun birebir ise sorunun çözümüne başkalarını
Ø katmamak gerekir. Aksi taktirde tartışmanın yönü, diğer insanları suçlayan ve savunan konumuna geçer. Bu ise sorunun çözümünü engeller.
 Tartışma alanında
Ø taraflardan biri, olayın büyütüldüğünü söylemek yerine “ neden bu kadar alındın, rahatsız oldun, seni üzen şey nedir?, şöyle mi düşündün? Gibi cümleler ile olayın tanımı tekrar yapılmalıdır.
 Tartışılan konu, baş başa ve zaman
Ø ayrılarak yapılmalıdır. Araya sıkıştırmak, söyleyip geçmek olayı önemsizleştirir.
 Evliliklerde tartışmalarda, kişilerin taraftar
Ø bulmamaları, eşler birbiriyle tartışıp çözmeden başkalarını devreye koymamaları gerekmektedir.
 Her gün tartışma var ise bu bir oyundur dedik. O halde
Ø tartışmayı başlatan tarafın neye ulaşmak istediğini, neyi amaçladığını bulursak tartışmanın şekli ve niceliğini değiştiririz.
 Yapılan eleştiriler ve
Ø yorumlar kişiliğe değil, olaya bağlı olmalıdır. “ sen şöylesin, böylesin değil, bu olayda şöyle davranman beni daha üzdü…..
 Tartışmaya başlamadan önce ne
Ø konuşulacağını amacın ne olduğunu belirlememiz lazım. Aksi taktirde tartışma amacı dışına rahatça çıkabilir.
 Soru sorarken bilgi almak ile hesap sormak
Ø arasındaki nüansa dikkat etmeliyiz. Her zaman açıklama beklenilmeden yargıya ulaşmamalıyız.
 Ortamın gergin olduğu anlarda konuyu değiştirmek veya
Ø tartışmaya ara vermeliyiz.
 Ortam gergin olduğunda gerektiğinde ortamı terk
Ø edebiliriz.


Sorunlu evlilikler olmaması için en temel kural sağlıklı iletişimdir.

Evlilik kale gibidir,içerdekiler çıkmak için, dışarıdakiler girmek için çalışırlar.

“evlenseniz de pişman olacaksınız evlenmeseniz de “ (Sokrates

13.9.2009

EVLİLİK DE BEKARLIK DA ARTIK DAHA ZOR



Günümüz psiko-sosyal değişimlerinin en büyük göstergesi artık evlilik yapılarıdır. Artık hem evlenmek hem de bir evliliği yürütmek çok zorlaştı. Yaşamın stres oranının artması,stres ve zorlamalara bağlı olarak, insanların tahammül düzeyinin düşmesi, sorumluluk almayı ve ilişikleri sürdürmeyi zorlaştırmıştır.

Sadece stres mi ? stresin yaşanılan toplumda yüksek olması sadece yeterli neden değil. Bunun yanında toplumsal paranoyalar, güvensizlikler de hem evlenmeyi hem de evliliği sürdürmeyi olumsuz etkilemektedir. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz “ erkek milletine- kız milletine güvenmemelisin, havasına-suyuna –kızına güvenmemelisin,”vb. gibi telkinler ile artık maalesef birbirimize güvenmiyoruz.

Karşı cinse yaklaşımların başladığı ergenlik döneminden itibaren “yaklaş-kaç” çelişkisi artık sadece ergenliği değil tüm yaşamımıza hükmetmektedir. Ergenlik döneminde karşı cinse ilgi duyan biri, aynı zamanda da akranları tarafından “güvenme” telkini ile bir çatışmanın içinde bulur kendini. Bu nedenle sevmek- sevilmek, bağlanmak-uzak durmak arasında sıkışır kalır. Bu güvensizlik ileri de partnerinin her zaman yedeğini bulundurma şeklinde gösterir. Artık postmodern çağımızda yedek sevgili veya partner olması moda halini almıştır. Neden? Partnerine güvenmeyen birey, terk edilme korkusu, tatmin olamama, farklı beklentiler gibi nedenler ile hep bir kaygı ve güvensizlik yaşamaktadır. Bunun yanında evlilerde ise farklı bir paylaşım adına sadakatsiz davranışlar ve takıntılı düşüncelerden kurtulmak adına reel veya sanal yedek partnerler aramaktadır.Gerek bekarların güvensizliği ve sorumluluk almaktan kaçmak adına evlenme süresini hep ertelemeleri, gerekse evlilerin psiko-sosyal nedenlerden dolayı eleştirdikleri ama yaptıkları hataların nedenlerini incelemek gerekir.

Evlilik yaşı da toplumsal değişimlere bağlı olarak yükselmektedir. Artık erkekler 35-40 arası bir hedef koyarken kadınlar,30 yaş altını pek düşünmemektedirler. Kadının 30 yaşına kadar bu süreci uzatmasının altında aynı zamanda ekonomik ve mesleki sorunları çözüp evlenmek, kendini evlilik öncesi ve sonrasında da güvene almak düşüncesi de vardır. Tabi sadece güvence ötesinde de yaşın ilerlemesi “ DOĞRU İNSAN” kavramını da tartışmamıza neden olmaktadır

Hep soruyorum danışanlarıma ve eğitim verdiğim gruplara nedir doğru insan? Aslında cevaplar o genel ki? -Ahlaklı olsun- işi olsun, saygılı güvenilir olsun… olsun….olsun diye devem ediyor…peki evlenmek için yok mu ahlaklı güvenilir…… insan. Yoksa biz mi bulamıyoruz. Bu noktada cinsiyete göre yorum yapmak istiyorum.

Kadınlar, her ne kadar şeklen etkilense de evlendikleri kişilerin işi ve mesleği artık seçimlerinde daha etkili.çok sevmek aşık olmak bile yetmiyor artık.. para, kariyer, güç.. kadınlar artık bu referanslara daha çok önem vermektedirler.

Erkekler, temelde güzel kadın olması bir erkek için aslında ilk şart. Eğer erkeğin özgüveni yüksek ise,güzelliği ön plana alıyor. Ama güvensizlik ile hareket ediyorsa, standartlarının altında biriyle evlilik yapabiliyor.Veya bazı kriterleri es geçebilmektedir.
İşte Sokrates in yorumu:
Öğrencileri Sokrates’e sormuşlar:
- Evlenmek mi iyidir, yoksa bekâr kalmak mı?
Sokrates duraksamadan yanıtlamış:
- Hiç fark etmez!
Öğrenciler şaşırmışlar. İçlerinden biri üstelemiş:
- Nasıl fark etmez üstadım? Birinde tek başınasınız, ötekinde hayat yoluna iki kişi devam ediyorsunuz?
Sokrates söylediğinden şaşmamış:
- Fark etmez. Çünkü ikisinde de pişman olursunuz.
Sokrates’in öğrencileri bu yanıttan tatmin oldular mı olmadılar mı bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, evliliğin lehinde ve aleyhindeki evrensel külliyatın çok zengin olduğudur. Tayland ahalisine göre , “Evlilik, dışarıdakilerin içine girmek için, içindekilerin de dışına çıkmak için uğraşıp durdukları bir mapusane gibidir.”
Türkler ise “Bekârlık sultanlık, evlilik krallıktır” deyip avunurlar

Tabi sadece bu kadar değil. Mesela yine Sokrat ;
“Mutlaka evlenin, eğer eşiniz (erkek yada kadın) iyi çıkarsa mutlu olursunuz. Kötü çıkarsa filozof olursunuz” diyor. Bu durumu yorumlarsak;
eğer ilişkiniz boyunca eşinizi hep değiştirmek (adam etmek) için mücadele ediyorsanız siz iyi bir filozof olursunuz. Hatta bu konuda felsefe kürsüsünde ders verebilirsiniz.
İlişkide karşıdakini ısrarla değiştirmeye çalışmak Türk deyimiyle “adam etmek” tamamen hayal kırıklığı ve gökyüzünü mızraklamaktır bence. Onun yerine adam olmuş birini tercih etmek gerekir.

“bBize başvuran danışanlarımızın bu konuda en çok rahatsızlık duydukları nokta, eşlerinin(sevgililerinin) değişmemesi, kendi gözleriyle olaylara bakmamasıdır. Aslında biz onları değiştirmeye çalışırken, onlar daha fazla direnç göstermektedir. Bu bir uzlaşmadan çok güç gösterisi halini almıştır. Ama bunun farkında olmadığımız için partnerimizin değişmediğini görürüz. Fakat ,en samimi arkadaşı onu istediği zaman değiştirebilir.Burada önemli olan kullanılan dil ve amaçtır.

Evliliklerin bu kadar zor yürütülmesinin bir başka nedeni ise,fedakarlıktan yoksun olmaktır.uzman olarak görev aldığım “Boşanmak istemiyorum” programındaki senaryoların tümünde hep ayın tema var: iletişim engelleri ve problem çözme becerileri yetersizlikleri. Burada Eğer eşiniz ile bütünleşememişseniz, onu bir yabancı gibi görebilirsiniz. Hatta onun sevgisinden ve sadakatinden şüphe edersiniz. Bunu test etmek adına ayrılmayı, boşanmayı da önerir,blöf yapabilirsiniz. Fakat bu gibi test yöntemleri tamamen yanlış ve ilişkiyi yıpratıcı uygulamalardır.Evliliklerde önerdiğim en büyük yöntem;şeffaf olmaktır. Eşinize veya sevgilinize açık olun. Duygularınızı ,düşüncelerinizi açık ve uygun bir ses tonuyla iletin. Bunu anlayamadığı için eleştirmek yerine üzüntünüzü bildirin.
Evliliklerin zorluğunun bir başka nedeni ise bekarlık alışkanlıklarıdır. Özellikle güvensizlik, bağlı kalamamak,”hiç kimse vazgeçilmez” felsefesidir. Oysa evlilik, emek ve fedakarlık edilmesi gereken kutsal bir yuvadır. Ailenin temeli olan evliliklerde kutsallığına inanmayan bireylerin eşleri için fedakarlık etmeleri beklenemez.

Evlenmek isteyen bireylerin aile kavramına inanmaları gerekir.

Evlilik sadece aşk üzerine olmamalıdır. Evlilik tek bire neden üzerine de olmamalıdır. Evlilik bir bütündür. Sadece birkaç uyum yeterli değildir.
Bu noktada evlilik teorileri şöyledir.:
*tamamlayıcı evlilik
*zıt çekicilik
*benzerlik ilkesi.

Benim önerdiğim yöntem,benzerlik ilkesidir. Evlenecek insanla benzerlikleriz evliliğin sağlamlığını arttırır. Aynı kültür, aynı değerler, inançlar,değerler, hayat felsefesi gibi konularda benzer biriyle evlenmek daha sağlıklı ve mantıklıdır.
Bu nedenle hayatta en önemli iki seçim olduğunu düşünüyorum.EŞ_İŞ
Doğru bir evlilik yaşamınızın tüm alanlarına etki edecektir.
Evliliklerin zamanla değişimi de toplumun ruhsal ve sosyal yapısını göstermektedir.İnsanlar artık daha güvensiz, daha az sorumluluk almak istemekte, daha fazla bağımsızlık istemektedirler. Özellikle sosyal hayatın hızlı yaşanıldığı yerlerde hem evlilik yaşı hem de bireylerin birbirine olan güvensizlikleri daha fazladır.

Bunun yanında ergenlikten gelen çatışmalar otuzlu yaşlarda da devam etmektedir. Özellikle “evlenilecek insan-eğlenilecek insan” ayrımı da son zamanlarda trendi yüksek olan bir söz. Yıllarca ilişki sürdürdüğü kişiyle evlenmemek bu sözün göstergesidir.
Üniversite okuduğum yıllarda profesörümüz şöyle söylemişti: herkesle çıkarsınız , sonra el değmemiş, göz görmemiş birini bulup evlenmek istersiniz.” İşte bu cümlede de ruhsal çatışmalarımız mevcut. Yani hem yaklaş hem kaç. Aslında çıkmak istediğimiz kişi ile evlenmek istediğim kişi çoğunlukla aynı olmayabilir. Özellikle tecrübesiz kişiler merak ve bilgisizliğini gidermek için ilişki yaşamak isterler. Fakat tam olarak ne aradıklarını bilmedikleri için karşıdaki insanı da mutsuz edebilirler.Bu nedenle ilişkilerde beklentilerin net ve açık olması ilişkinin başlangıcı ve devamı için gereklidir.

Yani genel olarak artık evlenmek ile bekar kalmak arasında insanlar düşündükçe zamanın ve yaşın ilerlemesini yarattığı farklı bir kaygı içinde kendilerini bulmaktadırlar.
Yani kaygılarımız, çelişkilerimiz,korkularımız, yüksek boşanma oranları,yüksek stres faktörleri, tahammülsüzlük, sabırsız yaşam gibi nedenler hem evliliklerin yürümesini zorlaştırmakta hem de bekarların evliliğe karşı durmalarına neden olmaktadır.

13.9.2009

Ailenin oluşumu ve etkileri


Günümüz yaşam tarzının gereği toplumsal değişimlere bağlı olarak evliliklerde değişimler başlamıştır. Tüm toplumsal değişimlerde,ilk etkilenen aile yapılarıdır. Aile,toplumun en küçük hücresi olması münasebetiyle, toplumu etkileyen-etkilenen temel unsurdur.Fakar değişimlere bağlı olarak, ailenin işlevleri, oluşum biçimleri,yapıları değişmektedir. Bunu biraz açalım: Ailenin duygusal tatmin özelliği: Bu özellik yerini beşeri ihtiyaçları giderme olarak doldurmaya başlamaktadır.Yani eşinden ,anne-babasından ilgi-sevgi,şefkat gibi davranışları bulamayan birey, bunu dışarıda aramaktadır.Duygusal ihtiyaç; temelde farkında olunmayan ama en üst bir tatmindir.sosyal iletşim ve tatmin :Aile üyelerinin iletişimi, paylaşımı , ortak nokta arayışları ortak faaliyet arayışları ise birer sosyal tatmin ifadeleridir.Genelde aile üyeleri arasında iletişim yok ise, duygular açık ve net olarak ifade edilmiyorsa,empati bakış yok ise,sosyal -psikolojik ağırlıklı olmak üzere çok çeşitli olumsuz sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Eşler mutsuz,ilgisiz, boş bri hayat bakışı, kendini iyi hissetmeme,yorgun,halsiz, gergin.... Bu somatik semptomların temelinde karşılıklı ilgsizlik, duygusuzluk,paylaşımsızlık olmaktadır. Çünkü genelde tüm psikolojik sorunların somatik ve sosyal sonuçları vardır. SAdece eşler mi çocuklar ? mutsuz bir aile de çocuklarda ise ;başarıszlık,istismara uğrama, amaçsızlık,evden kaçma,mutluluğu dışarıda arama, madde kullanımı,çocuk-ebeveyn kavgaları da görülebiliyor.Şimdi bu noktada 2 çözüm yolu önerebilirim.
1. var olan bir evlilikte çözüm.
2. ise bekarlar için.
Eğer evliyseniz,eşinizle çocuğunuzla sorun yaşıyorsanız ;
*öncelikle iletişimi güçlendirmekgerekiyor
*empati kurmak gerekiyor.
*konuşulmayan, yüzleşilmek istenilemeyen konuların bilinç düzeyine alınıp paylaşılması gerekiyor.
*Evde çocuk var ise, anne-babalık kimliğini bırakıp eşimize sadece eş kimliğiyle yaklaşmamız gerekiyor.çünkü çocuk dünyaya geldikten sonra çiftlerin çoğu karı-koca vasfını yitirip anne-baba oluyor. bu durum ilişkiye ağır hasar veriyor.Günlük yaşam içinde, evliliğin monton olmaması için farklı çalışmalar yapmak. Yeni ilgli alanalrı oluşturmak,ortak faaliyetler yapmak.
*Yani evliliği renklendirmek. eşinize güzel bir yemek yapmak,onu eğlenceli bir yere götrümek gibi.Evlilik başlı başına bir yaşam tarzı. Tabiki hergün güzel olmayabilir. Hergün renkli olmayabilir.ama hergün mutsuz ve keyifsiz de olmamalı.
2. çözüm ise bekarlar için : bu konuda doğru tercih yapmak çok belirleyicidir. Çünkü hayat, yaptığımız tercihlerin toplamıdır.Doğru karar,bizi, ekonomik,psikolojik, sosyolojik vb gib tüm açılardan olumlu etkilemektedir.Bekarlık döneminde, kişinin kendini tanıması çok önemlidir. Kendimizi tanıdıktan sonra bizie kimin uyup uymayacağı, hangi özelliğimizin etkin olduğu vb gibi birçok yönümüzü bulmuş olabiliriz. Bize sen kimsin denildiğinde cevabımız hemen oluşuyor ve kendimizi tanıyabiliyorsak işte ozaman kararlar alınmaya başlanabilir. bu konuda doğru bir söz vardır eşin iyi olursa mutlu,kötü olusa filozof olursun Yine başka bir çözüm ise evlenmeden önce evlilik terapisi almaktır.Evlilerin ise aile terapisi almanın çok önemli olduğu bilinmelidir. Yine atasözü gibi olmuş ve konuda bize çok yol gösteren sözlerden biri hayata iki önemli seçim vardır .1. eş 2. iş. Yani karakterimize uygun bir eş ve uygun bir iş bulduk mu bu dünyada tabiri caizse sırtımız yere gelmez. Doğru seçimler, doğru yaşamı getirir.
Yanlış bir tercih ve evlilik problemli bir anne-baba-çocuk ve akrabalık demektir.Genişleyerek ise sorunlu bir toplum demektir. Her evlilikte artçı depremler olabilir. Önemli olan bunları eşlerden birinin tek başına çözmeye kalkışması değil otak çözümler geliştimesidir.


13.9.2009

İLİŞKİLERİMİZİN PSİKO-SOSYAL ANALİZİ


İlişkilerimiz her ne kadar çok boyutlu olursa olsun bizim için temel ilişkiler, seçici ilişkiler, zorunlu ilişkiler yüzeyse-derin ilişkiler olmak üzere birbirinden şekil ve içerik olarak değişik ilişkiler yaşarız. Bu yazımda daha çok ikili ilişkilerin toplumsal yönü ile psikolojik boyutu, bizi hareket ettiren alt düşünceler, psikolojik yapımızın ilişkimize etkileri gibi konulardan bahsedeceğim.
İlişki ilk olarak bireyin dünyaya gelmesi ile kendisi ve annesi arasında başlar. Daha sonraki süreçte ailenin diğer üyeleri ve sosyalleşme sürecine dahil olduktan sonra ise çevre de bu sisteme dahil olur. O halde ilk ikili ilişkiler aile de ve yoğun olarak da anne ile başlar. Annenin psikolojik durumu, sevgisi, çocuğa olan bağlılığı,ihtiyaçları gidermesi,sarılması dokunması vs. gibi tüm eylemleri bireyin hem ruhsal sağlamlığının temellerini atar hem de güvende hissetme, kaybetme korkusu,bağımlılık,özgüven-özgüven kaybı gibi temel duygu ve düşüncelerin temelini atar. Annenin çocuğuyla ilgilenmemesi,ağladığında ihtiyacını gidermemesi, arada ilgisiz davranması çocukta değersizlik –kaybetme korkularını temelini atmaktadır. İleri ki yaşlarda birey, ilişkide hep kaybetmemek için daha fedakarlık etmek, daha çok taviz vermek, bağlılık yerine bağımlı olmak gibi hem kendini hem de karşıdakini yıpratıcı tutumlar sergiler.
Genel olarak bakıldığında ilişkilerin yürütülmesinde temel sorun özgüven sorunudur. Özgüven sorunun göstergeleri;
 kıskançlık : kıskançlık ta
ü herhangi bir somut neden olmasa bile kişi bilinçaltındaki kaybetme korkusundan dolayı tamamen hükmetmek,partnerini kontrol altına almak,kafasında yarattığı senaryoları test etmek ister. Kıskançlığın temelinde kişinin kendini yetersiz hissetmesi ve başkasının tercih edilmesi düşüncesi yatmaktadır.Mesela Kıskanç erkek ,partnerini diğer kadınlardan daha güzel ve çekici görür,başka erkeklerin ona bakacağını, partnerinin ise onlara kapılma ihtimali olduğunu düşünür. Partnerini üstün gördükçe kendini de yetersiz görür. Bunun yanında kıskançlığın sosyolojik boyutu da vardır. Yani öğrenilmiş kıskançlık.mesela kadın, çevresinden hatta annesinden erkeği kıskanmayı bir cinsiyet özelliği olarak öğrenir. Nedensiz bir şekilde eşini kıskanır. Burada ise toplumsal anlamda aşılanmış cinsiyete özgü bir tutum vardır. Kıskançlık bazen de kıskanılan kişide “seviliyorum” duygusu yarattığı, bu durum üzerinden ilgi ihtiyacını giderdiği için kıskanılmayı sürdürür. Gerçekçi olmayan partnerler veya sanal ilgiyi bilerek yakalatmaya çalışır. Burada ise kıskançlık bir ilgi çekme ve sürdürmek için araç özelliğini almıştır.
 Sen benim her şeyimsin(bağımlı ilişki).Eğer
ü siz partnerinize “sen benim her şeyimsin “diyorsanız ,siz bir hiç saymışsınız kendinizi. Onunla varoluşunu tamamlamak, yetersizliğinizi kapatmak istemişsinizdir. Çünkü siz yeksiniz. O da yek. Ama ilişki iki kişiliktir. Tek kişilik yaparsanız biri yoktur. Bu cümlenin analizinde kişinin kendini yetersiz değersiz,kişiye bağımlı hissedişi vardır. Bağımlı ilişkiler yaşayan kişilerin temel cümlesi “ Sen benim her şeyim sin”dir.bağımlı ilişki yaşayanlar,karşıdakini çok yüceltip,en küçük bir harekette hayal kırıklığı yaşayanlardır. Tüm yaşamını o kişiye göre planlarlar. O insanın olmamasını düşünmek bile kişide kaygı yaratır.bağımlı ilişkilerde aşırı yüceltmek, tüm beklentilerini partnerine yüklemek, hayat=partner gibi eşitleme vardır.
Bağımlı ilişkide birey sosyal hayatından kopuk yaşar. Arkadaşları,ailesi ikinci plandadır. Tüm zamanını ve paylaşımlarını partneriyle geçirmek ister. Bu tip ilişkiler en yoğun yaşanan ama en zor ilişkilerdir. Kopması zor, ama ayrılık acısı en ağır olan ilişkilerdir. Bağımlı ilişkilerde kişi ,ilişkinin devamı için partnerinin her dediğini yapar. Devamlı tavizler verir. Onu elde tutmak için mantığına ters olsa da her şeyi dener. Tıpkı sevgilisi için cinayet işlemek,banka soymak, vs gibi.
Aslında bağımlı ilişkilerde (yani ben buna, sen benim her şeyimsin ilişkisi diyorum.) kişi bağımlı olduğu partnerine gizli öfke bulundurmaktadır. Çünkü partneri,onu zor durumda bırakmış, tavizler verdirmiş özgürleşmeye çalışmıştır. Ama kişi öfkesini partnerine değil de ,tepki veremeyen kendine yöneltmiştir. Bu nedenle her gün kavgalar nedensiz suçlamalar bu ilişkilerin temel özelliğidir. Olmadık yere sorun çıkarma, partnerine acı çektirme,problem yaratma gibi olayların temelinde intikam duygusu yatmaktadır.
 İlişkide partnerini değiştirmek (adam etmeye
ü çalışmak) Bu tip ilişkilerde kişi,partnerinin kendisine uymadığını,anlaşamadıklarını,beklentilerinin farklı olduğunu bildiği halde onu değiştirmek, ona babalık&annelik yapmak istemektedirler. Fakat genelde A nın tüm girişimlerine rağmen partneri B adam olmaz.:-). Aslında B bu durumdan çok memnundur. A ona ilgi,sevgi, koruyuculuk göstermektedir. Ve B nin anın aklına ve önerilerine de ihtiyacı yoktur. Fakat B, bu ilişkiden memnundur. A nın bu özelliği Ayı yıpratırken B yi ise mutlu etmekte ama ortak beklentiler olmadığı için ilişkinin süreci ve boyutu değişmemektedir.Yani ilişkide anne veya baba olmak,karşıdakini objektif değerlendirmeyi engeller. Bu nedenle ,partnerimize her zaman bir sevgilinin ötesinde rol karmaşası yaşamadan yaklaşmalıyız.
ü Kendimi 20 yaşında hissediyorum. Genelde genç görünmek, bedensel estetiğin prim yaptığı çağımızda çok revaçta. Kişi ,kendini olduğu gibi görmek yerine,hissettiği(hissettiğini sandığı ) yaşını söyler. “40 yaşındayım ama halen kendimi 20 yaşında hissediyorum”. Aslında ilişki açısından baktığımızda bu fikre sahip kişiler, olanı değil olması gerekeni temel aldıkları için devamlı bir erteleme, sorumluluk almama,ciddi adımlar için erken olduğunu düşünme fikri ile hareket ederler. Bu nedenle ortalama evlilik çağına gelseler bile halen evlilik bu fikirlerinden dolayı farkında olmadan zamanındaki kararları kaçırırlar.hatta, ileriki yaşlarda bile,kendilerini hareket ettiren temel düşünce “ruhum genç” düşüncesi olduğu için sıra dışı davranışlar görülebilir. 50 yaşında olup, çıtır sevgili yapmak, ninelik yaşında mini etek giymek b. Göstergeler bunun örnekleridir. Aslında önemli olan öncelikle kişinin kendisiyle barışık olması ve yaşını çekinmeden söylemesidir. Yaşı saklamak,hayatı yeterince yaşayamama kaygısının göstergesidir. Sonuçta insanın pozitifliği yaşıyla değil hayatı yaşayışıyla alakalıdır. Ayrıca 20 li yaşların en mutlu yaşlar olduğunu da kabul edemeyiz.Kişinin yaşıyla barışık olup, duygularını ise en heyecanlı şekilde yaşaması mümkündür. Ama önemli olan yaşının da gereklerini zamanında yapmasıdır.kendini olduğundan yaş olarak küçük kabul edenlerin aslında temelde sorumluluktan kaçtıklarını söyleyebiliriz. İlişkiler açısından kendini 30 lu yaşlara gelip halen küçük yaşlarda gören biriyle evlilik yolunda sıkıntı yaşanılır. Acaba yaşanılacak daha çok şey var mı ? Sorusu ile ikili ilişkilerde ciddi kararların alınması zorlaşmaktadır.

 Az görüşüp kopamamak kişinin
ü partneri ile beraber geçirdiği zamanın az olması ve ağırlıklı olarak sanal yollardan (telefon,Internet,sms vs.) ilişkinin sürmesi durumunda bu tip ilişkilerin bitmesi uzun sürer. Arada bir alınan haz ve mutluluk ile ilişki umudunu tazeliyor. Hep o anın hayalini ve hedeflere ulaşmayı hayal eden çiftler,dayanma gücü ve mücadele gücü bulmaktadır. Ayrıca ilişki yaşanmadığı ve yıpratılmadığı için mükemmel çift görünümü vardır. Görüşüm şudur ki; bu tip ilişki yaşayanlar bir araya geldikten sonra ilişkileri yeni başlayacağından birbirini tanımaları için flörte devam etmeleridir.

 İlişki hedefleri :
ü ilişkinin gerek başlanması gerek devamında hedefler ortak değil ise o ilişki 1.ayından itibaren ilişkinin temel sorunu aslında ortak hedeflerle buluşamamak olabilmektedir. Hedefler ortak ise, kısa sürede ciddi adımların atılması kaçınılmaz olur. Mesela evlenmek istiyorsunuz.Sizinle evlenmeyecek biriyle ilişki yaşamanız ve sürdürmeniz hem sizi yıpratır hem de öfke,suçluluk,pişmanlık gibi duyguların oluşmasına zemin hazırlamış olursunuz.

 Baskı
ü ilişkilerde çevrenin ve ailenin baskısı kişinin kararlarını ve ilişkiye bakış açısını belirler. Annenin kariyerli damat hevesi veya uzun boylu gelin hevesi, ailenin size yakıştırdığı aday modeli v.s. sizin tercihlerinizin altındaki telkinleri oluşturur. İngiltere’de bir üniversitede yürütülen araştırmaya göre, çocukluklarında babalarıyla ilişkileri iyi olan kadınlar, büyüdüklerinde eş tercihlerini babalarına benzer fiziksel özellikler taşıyan erkeklerden yana kullanıyor.Mesela Freud; seçtiğiniz kız annenize, seçtiğiniz erkek babanıza benzer olabilir.

 İlişkilerde üçgen aşk : bu tip ilişkilerde taraflardan
ü birinin yaşadığı ilişki veya evlilikte gerginlik yaşaması,mutsuz olması,duygusal-cinsel açıdan tatmin olmaması durumunda bu olumsuz durumu azaltacak 3.bir kapı bulur. Bu 3. şahıs karşı cinsten biri olduğu gibi samimi bir hemcinsi de olabilir. Burada kişi, ilişkisinde yaşadığı gerginliği,olumsuzlukları 3 kişiyle paylaşarak azaltmaya çalışır. Özellikle ilişkisi olumsuz gittiğinde 3. kişiye daha da yakınlaşır. 3. kişi ,her zaman stresin atıldığı,paylaşıldığı bir terapist gibidir. Aslında bu aldatmadır. Fakat kişi bunu yaparken haklı nedenleri olduğunu düşünür. Ve 3. kişiye yaklaşmasını eşinin olumsuzluklarına bağlar ve böylece de içsel anlamda rahatlar. Ama bu 3.köşe, arkadaş,içki,uyku,internet,metres,oyun.. vs. gibi kılıflarda da olabilmektedir.hatta bazen anne-baba da olabilmektedir. 3.köşeye sığınmak sadece o anki stresi azaltır. Ama sorunu çözmez. Bu nedenle kaçmak yerine sorunun üzerine gitmek çözümü getirir.

 Aşkın gözü kördür. Bu konudaki görüş
ü şudur : aşık olduğunuz kişinin bir yönünü aşırı yücelttiğiniz için diğer yönleri gölgede kalır,göremezsiniz. Bu nedenle biz sadece beğendiğimiz yönleri hep görürüz. Gölgede kalan kısımlar ise yücelttiğimiz kısım değerini yitirdikçe ortaya çıkar. Bu nedenle aşk varolan her şeyi göremez.bunun yanında insanlar kabul görmek için ilk tanıştıkları zamanlarda mükemmeli oynarlar. Karşıdakinin tanıma nasıl tanıyacağını bilemezler. Hatta toplumumuzda 3-4 yıl flört edip aniden ayrılan çok çift görüyoruz. Nedeni ise; bu çiftler yıllarca sadece sosyal-duygusal-cinsel anlamda paylaşımlar yaşadılar. İlişkinin geleceği, ilişkinin sorunları konuşulmadı.yıllar sonra konuşulduğunda ise; biz çok farklıyız” denilerek ayrılışlar olmuştur. Flört etmek bizim toplumda ,birbirini tanımak için değil,paylaşım ve güzel zaman geçirmek için değerlendirilir.

 Zor zaman kararları: İnsanlar zor zamanlarında daha çabuk ilişki
ü yaşama veya evlilik kararı alırlar. Kendini güvende hisettmeme, yaşının geçtiği kaygısı,ekonomik sorunların olduğu dönemler gibi …. Mesela ABD yapılan bir araştırmada, 11 eylül olaylarından sonra uzun süreli ilişkilerin arttığı,sex oranının arttığı tespit edilmiştir. Kişiler zor dönemlerinde daha çabuk karar alırlar. Ama önemli olan anlık kararlar almak yerine uzun vadeli bir durum için kararları zamana yaymaktır.

 Kimyasal –arkeolojik aşk bazı ilişkiler
ü heyecanını yitirirler. Aslında ,her ilişkinin zamanına göre bir aşk kimyası vardır. Fakat insanlar bunun ne olduğunu ve nasıl yaşacağını bilmezler. Burada ilişkiyi sürdüren aşkın kimyası değil,ilişkinin arkeolojisi,yani tarihidir. Sırf 20-30 yıldır ortak bir geçmişleri-yaşantıları oldukları için ilişki devam edebilmektedir.

 Neden hep aynı hata. Kişi yaşadığı ilişkilerde hep aynı
ü sorunu ve hep aynı tip ilişkiler yaşıyor. neden vazgeçmemektedir? Burada esas olan daha önce yaşadığı ilişkiden dolayı benzer bir ilişki yaşayarak ustalaştığını, bunu tecrübe ettiği için kendine olan güveninin yüksek olduğunu ve tecrübesine bağlı olarak başarılı olacağı kanısıdır.ustalaşmak ve başarmak için aynı ilişkiyi bir daha yaşamak ister. Geriye dönüp baktığında hayatına giren kişiler,ilişkilerin şekli benzerdir. Bu benzerlik ise o insanın ilişkide ne aradığının cevabıdır. Eğer aradığı şey bulduğu cevap değil ise yanlış şeyin peşindedir.

 Yasak ilişki ilişkinin yasak olması, onun haz oranını
ü artırır. Çünkü salgılanan adrenalin hormonu ile kişiyi daha da çekici kılar. Yani cinselliğin en çok bastırıldığı toplumlarda cinsel suçların daha fazla işlenmesi gibi. Aynı zamanda aile ve toplum içinde istediği değeri görememiş kişi, yasak veya toplumun değerlerine aykırı biriyle ilişki yaşarak ilgiyi ve dikkati üzerine çekebilir. Böylece insanların ona akıl vermesi,onu vazgeçirmek için değer vermesi de onun bu ilişkiyi yürütmesi için birer nedendir. Bu nedenle o tam aksine ilişkiye daha sıkı sarılacak,bu şekilde de kendini göstermiş-kanıtlamış olacaktır.

Sonuç olarak her ilişkide kişinin bir haz noktası vardır. Fakat gerçek şudur ki; ruh haliniz, hayatınızda ilişkide olduğunuz kişinin elinde olabilmektedir. Bu nedenle doğru insanı seçmek, doğru psikologu seçmek gibidir. Aksi taktirde bütün erkeklerin/kadınların ayın olduğunu düşünürsünüz.
İlişkilerde benim önerdiğim yöntem, benzerlik ve tamamlayıcılık ilkesi üzerinedir. İdealler, inançlar, kariyer, ekonomik düzey, yaşam standardı,hayattan beklenti konusunda benzerlik, uyum,iletişim ve paylaşım konusunda ise tamamlayıcılık esasına göre tercih yapmalıyız. Hayatımızdaki insanı ne göklere çıkarmak ne de yerin dibine sokmaya gerek yoktur. Her ikisi de zarar verir.
Unutulmamalıdır ki; hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir. Tek vazgeçemediğimiz hayatımız

13.9.2009

KARNE PSİKOLOJİSİ

Karne günü yaklaşmakta, veliler öğrenciler hatta nineler-dedeler bile heyecanlıdır. Peki, ne oldu da bu karne günleri heyecan yerine kaygı ve korkuya dönüştü?
Artık çocukların İlköğretim 1. sınıftan itibaren yarışa hazırlandığı, okuldan çok dershanelere gittiği, sosyal ve duygusal gelişimlerinin yetersiz olduğu, sadece akademik gelişimin bu kadar yüceltilmesinin nedeni nedir?
Kendi ruh durumunu kontrol altına alamayan anne-babalar, çocuğunu kendi kaygılarına kurban ve test eden veliler artık hemen hemen % 80 lere ulaştı.

Bu yazıda kısaca bir bakış açısı geliştirmek için bazı önerilerde bulunmaktayım.

NELER YAPABİLİRİZ?

Çocuğun koşulsuz sevildiği ona hissettirmeliyiz,
Fazla beklenti, öğrencide kaygı yaratır. Harika çocuk profili kafamızda oluşturmamamız gerekir.
Çocuğun kötü bir karnesi olabilir, ama hırsız değildir, sapık değildir, saygısız değildir, sorumsuz değildir. Bunları göz önüne almak gerekir.
Başka çocuklarla kıyaslamak özgüveni ve benlik algısını olumsuz etkiler. Çocuk sevilmediği hissine kapılabilir.
Çocuğun karnesine bakarak çocuk hakkında kişilik analizi yapmamamız gerekir ( bu çocuk adam olmaz” vs gibi. Okulun en düşük notlarına sahipken ÖSS de okulun en yüksek notunu almış bir ben gibi).
Çocuğunuzun karnesi, onun kişiliğinin göstergesi değil, okul başarısının göstergesidir.
Karne sadece öğrencinin sonucu değil, öğrencinin yaşam ağındaki herkesin sonucudur.
Karnelerin amacı, günahların derecesi ve adı değildir. Ortaya konulan veya konulamayan akademik performansın göstergesidir.
Maddi ödülleri abartmadan kullanmalıyız. Mesela ilköğretim çağındaki bir çocuğa pahalı bir ödül almak, karnenin bedeli olarak yorumlanabilir. Onun yerine manevi ödüller (gurur duymak, benim için değerlisin, karne sonucu kötü olsa da benim için koşulsuz seviliyorsun) gibi ödüller tercih edilmeli.
Aynı zamanda tatilde anne babanın çocukla beraber geçirmesi de aile içi ilişkilerde yapıcı etkiye sahip olmaktadır. Beraber geçirilen ortak zaman çocukta da önemliyim duygusunu arttırır. Aynı zamanda önemli konularda konuşulması imkânını yaratır. Bu nedenle ailenin tüm üyelerinin ortak zaman geçirmesi çok önemlidir.
Tatil için ortak kararlar ile plan yapmalı, beraber geçirilecek zaman arttırmalıyız.
ÖSS hazırlık öğrencilerin bu tatilde tekrar yapmaları 16 günlük tatilin en az 6 gününü dinlenerek geçirmeleri gerekmektedir. Çok çalışmak değil, dinlenerek çalışmak başarı getirir.
Bunun dışında çocuktan bir ebeveyn olarak beklentilerimizi netleştirmeliyiz. Onun potansiyelini çok iyi bilmeliyiz. Yani çocuğumuzu tanımalıyız. Uzmanlardan, eğitim ve danışmanlık merkezlerinden testler ve çalışmalar yaparak güçlü yönlerini ortaya çıkartarak o yönlerini güçlendirmek için çalışmalar yaratmalıyız.
Karne, çocuğumuzun bize verdiği değeri, sevgiyi önemi ölçmez. Velilerin en büyük sorunu işte budur. Karne sonucu kötü geldiğinde bunu nankörlük ve vefasızlık olarak algılamalarıdır. Karnelerin sadece yeni bir karar alma, yöntem geliştirme ve fark etme olduğunu hatırlamak gerekir.
Karne sonuçlarına bakarak, önce “NEDEN” leri cevaplamak, sonra danışman veya uzman yardımı alarak “NASIL” ları cevaplamak gerekir.
Karnesindeki başarısı için öğrenciler tebrik edilmeli, takdir edilmeli, fakat tamamen maddi nitelikli ödüller verilmemelidir.
Şu soruları kendimize sormalıyız:

Çocuğun özgüvenini kazanması için yardımcı olduk mu, yoksa sürekli eleştirip azarladık mı?
Sınavlardan düşük not aldığında oturup sorunu birlikte çözmeye çalıştık mı yoksa eleştirip yargıladık mı?
Çocuğa sağlıklı bir aile ortamı mı sunduk yoksa tartışma ve kavgaların olduğu, iletişimin olmadığı bir ortam mı sunduk?
Bozuk plak gibi “ders çalış” demek dışında neler yaptık. Ayda bir kere okuluna gittik mi? Dershanesini takip ettik mi? Kaç öğretmeniyle telefonda görüştük? Kaç arkadaşını tanıyoruz?
Karnesi iyi ise sorun yok diyoruz. Peki, ruh sağlığı, özgüveni ne durumda farkında mıyız?
Dersleriyle ilgilenip, ders çalışma alışkanlığı kazandırdık mı yoksa onun yerine derslerini biz mi yaptık?
Çocukların en iyi öğrenmeyi, nasihat şeklinde değil de model alarak yaptığını bilmemize rağmen, yapması istenen davranışlarda ona model olabildik mi?
Sadece para vererek, giydirerek, bir dediği iki yapmayarak görevimizi yaptığımızı sanarak, çocuğun gözüyle bakabildik mi?

Eğer nota aşırı önem verirseniz, onu kıyaslarsanız, ona küserseniz, kendini değersiz hissedecek, öfke nöbetleri yaşayacaktır. Ve kendisine bu duyguları yaşatanlardan (velilerden) nefret edecektir. Çocuğunuz sizin beklentilerinizi her zaman karşılayamayabilir. (karşılamak zorunda da değildir)

Unutmamak gerekir ki; dünyanın seyrini değiştiren filozoflar bile sınıf tekrarı yapmışlar okuldan bile atılmışlardır. Çocuklarımızı dünyaya başarılı olup bizi en iyi şekilde temsil etmeleri için dünyaya getirmedik


serhat yabancı

13.9.2009

KENDİNE YETEBİLMEK



Merhaba dostlar,bu haftaki yazımı genel formatın dışında, uygulamalı ve önerilerle destekledim. Genel makale formatının ötesinde bir çalışma niteliğinde sunmak istedim.
Kendini tanımakla yola başlayabiliriz. nelerdir eksiklerimiz? nelerdir zaaflarımız,nelerdir içimizde çatışma yaratan şeyler. önce bu özelliklerimizi bilmeliyiz.. sorun tespit edildi mi çözüm oranı %51 olmuştur.

Aşırılıklarımızı, ihtiyaçlarımızı, doyum noktamızı, tatmin noktamızı, yanlış ödünlemeleri bilmeliyiz. Hayatımızda yapılan hataların ortak noktasını bilmeliyiz.Hatalarımızdaki ortak noktalar bizim o konudaki eksikliğimizin göstergesidir.
insanların onayını almak için değil mantıklı ve gerekli olduğu için bir şeyler yapmaktır.alışveriş, giyim yeme-içme vb. tüm davranışlarda olduğu gibi. Kendimize yetebilmemiz için öncelikle özgüvenimizin yeteri düzeyde olması gerekir.
Zaten yetebilmek kavramı yeterli olduğunu düşünmek ile ilintilidir. Kendine yetebilmek ,özgüvenin olması ile ayın zamanda bireyin kendini tanımasıdır.
Şimdi kendine yetebilmek için baştan alırsak:
Kendimize yetebilmek için ,kendimizi tanımalıyız.
özgüven konusunda kendimize güvenip, özgüveni telkinlemeliyiz.
Kendimizi tanıma çalışmalarında eksiklerimizi fark etmeliyiz. İnanın her öz hesaplaşmamızda yeni bir yönümüzü, yeni bir eksiğimizi fark edebiliriz.
Kendine yetebilmek, eksiklerini, zaaflarını,ayin halini almış hataları fark edip, onları tamir etmek ile olur.(şuan bu maddeyi tekrar okuyun. Evet evet tekrar.Sonra bu maddeden kendiniz için bir şeyler çıkarıp yazmaya başlayın)
Kendine yetebilen insan kendisiyle yüzleşendir. Toplumsal onay için değil, toplumsal beğeniler için değil kendisi için yapabilmeli eylemleri, almalı kararları. ( toplum için mi yaşıyorsunuz?)
Neleri değiştirebilirsiniz hayatınızda ? ( Aklınıza neler geldi. Aklınıza gelenler, mutsuz olduğunuz &eksiklik hissettiğiniz noktalardır))
Eksiklerimizi hataları bulabildik mi ?Şimdi eğer bu yazıyı ciddiye alıp okumadıysanız,baştan başlayın. Kağıdınız-kaleminiz hazır mı?
Listenizde, eksik yönlerinizi,bugüne kadar ki hatalarınızın ortak noktalarınızı yazdınız.Şimdi bu problemler için çözümlerini karşısına yazınız.( İllaki çözüm yok derseniz size bir danışman lazım J )
Artık sonuca yaklaşıyoruz. Kendine yetebilmek, kendini tanımak,sorunu tespit etmek ve çözümü geliştirmekle başlar.
Genelde kendimize yetebilmeyi başkası ile iletişim kurmamak veya yalnız yaşamak olarak algılarız. Aslında gerçek, insani özellikler çerçevesinde bunu becerebilmektir.Yani insani özelliğimiz toplumla yaşayarak bunu sağlayabilmektir..

Toplumla iç içe olarak kendimize yetebilmeliyiz. Aksi taktirde yalnızlığa sığınmak; problemden kaçmak ve yetersizlik duygusunun göstergesidir.
İnsani ilişkilerde:
bağımlı olmadan, ama sadık kalarak,
pes etmeden ,ama kararlı olarak,
Kimseye Mecbur olmadan ama insanları kaybetmeyerek,
Yalnız kalmayarak ama anlamsız kalabalıkta boğulmayarak,
Anlık zevkler peşinde değil, genel huzuru yakalayarak
Kendini tanıyarak, ama ne istediğini bilerek ......Bir yaşam sürmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki, hayat her acıyı kaldıracak gücü verir insana.En büyük acıları bile insan kaldırabilmektedir.Yine unutulmamalıdır ki; hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir. Vazgeçemeyeceğimiz tek şey, hayata olan bakışımızdır.Olumlu , gerçeği olduğu gibi gören,kaderci olmayan,mutluluğu şansa bırakmayan,kendini topluma adamak yerine toplumsal bir varlık olan bir bakış açısı ile hayattaki tüm acı ve zorlukları aşabiliyoruz. Yeter ki düşüncemizi geliştirelim. Düşünce olmadan duygu olmaz, duygu olmadan anlam olmaz. O halde doğru düşünen doğru davranır-doğru hisseder.
Toplumumuzda son zamanlarda “ kendine yetebilmek “ kavramı üzerine birçok çalışmalar yapılmakta hatta sektörler oluşmaktadır. Psikolojik eğitimler, kişisel gelişim eğitimleri, kendini geliştirme vs. gibi. Bu gibi tüm çalışmalar, doğru karar verebilme, toplumsal uyumu sürdürebilme,mutlu olabilme gibi amaçlara ulaşmak içindir.
Sonuçta kendine yetebilmenin en temel noktası ve düşüncemizdir. Düşüncelerimizi düzenlersek, hayatımızı da düzenleriz. Yaşımız kaç olursa olsun her yaşta “yaşam düzenlemesi “ yapabiliriz. Hiç bir şey için geç değil.
Her an kendimize kattığımız yeni bir şey, yaşamımızın hem şu anına hem de ileriki dönemlerine birer yatırımdır

10.6.2009

Serhat YABANCI için Yazılan Tavsiye ve Teşekkürler:


Pdg.Doç.Dr.Ekrem ÇULFA
İstanbul - Pedagog
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
17-02-2008
TavsiyeNo: 8634

Aile içi iletişim, Stresten korunma yolları ve hipnotizma, Ergenlik Dönemi ve iletişim Yöntemleri, Problem Çözme Becerileri, ÖSS ve meslek seçimi, Verimli ve başarılı ders çalışma, Gevşeme egzersizleri, İletişim, Motivasyon, Ergenlik psikolojisi, Anne-baba eğitimi, Madde bağımlılığı, baba destek eğitimi, olumlu düşünme yöntemleri, Öfke eğitimi, personel -müşteri ilişkileri, Problem Çözme Berecileri, Sınav kaygısı Veli-Öğrenci Eğitimi, Grup Oyunları Ebeveyn-Çocuk iletişim eğitimi, Testler, anketler ve sınıf içi uygulamalar konularında Güzel Seminerlerini Dinledik. Bire-bir öğrenci-veli ve kurumsal çözümlerini birlikte yaşadık
26 (%87) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Mehmet Emin KIZGIN
Ankara - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
06-05-2008
TavsiyeNo: 11721

Merhaba, Serhat kardeşimi,birlikte sunduğumuz bir eğitimin öncesinde tanıdım.Bir çok alanda bilgi,deneyim ve tecrübelerimizi paylaştık.O süre içinde kendisinden son derece memnun kaldım. Serhat Bey,işini oldukça titiz,düzenli ve geniş içerikli yapmaya çalışmaktadır.Entellektüel birikimi,kültürlerarası tecrübeside buna eklenince sanırım ortaya olgun bir meyve çıkmaktadır. Özellikle öğrencileriyle olan diyaloğuna doğrusu hayran kalmamak elden değil,ve gıpğta ettim. Kendisine selam ve sevgilerim yolluyor,başarılarının devamını diliyorum......
6 (%75) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Özlem AKKEL
İstanbul - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
26-09-2008
TavsiyeNo: 15652

Serhat Bey'le arkadaşlığımız yıllar önce aynı eğitim grubunda bulunmamıza dayanıyor.Bazı insanlar vardır hayatınızdan gelip geçerler,Serhat Bey gerek karakteristik duruşuyla gerekse pozitif yaklaşımlarıyla mesleki ve bireysel yaşamımda yer edinmiş sayılı insanlardan biridir.Eğitim seminerlerinin dışında kendisiyle aynı çalışma ortamını da paylaşmış bulunmamız onun mesleki birikim ve istikrarının ne kadar güçlü olduğunu anlamama yardımcı oldu.Hala birlikte yürüttüğümüz projeler bulunmakla birlikte bireysel yaşamımda da görüşüne,düşüncelerine çok önem verdiğim,önemli kararlar alırken deneyim ve bilgisine danışmaktan çekinmediğim ilk insanlardan biridir.Mesleki olarak sürekli kendisini yenileyen,alanla ilgili gelişmeleri takip eden,sorgulayan ve işinin gereğini yerine getiren bir arkadaşımdır.Bireysel danışmanlık ve özellikle ergenlerle ve aile çalışmalarıyla ilgili çalışmalarında kendisine sonsuz güvenim var.Başarısının daim olmasını diliyorum.
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ülke (Danışan)
IP: 78.176.104.YBF
30-04-2008
TavsiyeNo: 11514


Serhat bey benim kötü günlerimde yanımda olmuş dostum olacak kadar işinin uzmanı bir insandır. Bazen insan sorunlarını en yakınlarına anlatır da karşısındaki kendine göre yorum yapar ya Serhat Bey'in sadece bir tane cümlesi hayatımda çok şeyi değiştirmiştir.Hem mükemmel bir uzman danışmandır hem de çok iyi bir dosttur. İşinde ciddi,seviyeli ama o oranda da karşısındakine yakındır. Hayatıma olan katkılarından dolayı, beni yanlışlarımdan döndürmesinden dolayı hatta en önemlisi kızımla ilişkilerimde bana yardımcı olmasından dolayı O'na sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Bence O'nunla görüşmek için geç kalmayın..........
13 (%93) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ebru (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.249.225.LY
18-02-2008
TavsiyeNo: 8704

problemli oldugum bir dönemde internette psıkolog ararken bir şekilde karşılaşmıştım kendisine cok ilgili ve alakalı davranmıştı. gerçi ben cok uzak bir şehirde odugum için birebir terapi olmamıştı ama o zaman için içinde bulundugum ruh halıyle ilgi ve alakası bile benı cok rahatlatmıstı. hala tel. numarası kayıtlıdır bende ve msn listemde de eklidir.keske daha yakın bir yerde olsaydıda birebir görüşebilme sansmız olsaydı. şiddettle tavsıye edıyorumm kendisini
12 (%92) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fazıl hızal (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.224.193.YDC
29-05-2008
TavsiyeNo: 12406
Bu kişi ile askerlik vazifemi ifa ettiğim süre içinde tanıştım. Kendisi 12.Mekanize Piyade tugayının psikolojik danışmanı ve PDRM uzmanı olarak son derece başarılı ve etkin çalışmalar yürütmüştür. Mesleğinde alernatif ve bilimsel yaklaşımı ve insan ilişkilerinde son derece başarılı oluşu ve çalışma azmi beni etkiledi. Açıkcası amatör bir ruhla son derece profesyonel metodlar kullanarak çalıştığını düşünüyorum. Mesleğinde akademik çalışmaları saha ile birleştirdikçe hem daha iyi bir konuma yol alacağını hemde daha tanınacağını düşünüyorum.
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ersoy uygur (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.179.164.YF
17-02-2008
TavsiyeNo: 8672

kendisini çok yakından olmasa aynı semtten olduğumdan tanırım. mesleki olarak kendini kanıtlamış ve anadolu yakasında tanınan biri. tüm kurumlara eğitimleri ile tanınmıştır. Genel müdürü olduğum kuruma da eğitim verdi. çok memnun olduk. personelin motivasyonu, kişisel gelişimi, problem çözme becerileri ve aile danışmanlığı olarak çok güzel geri bildirimler aldık. teşekkür için bu tavsiye mektubunu borç bildim. diğer meslektaşları gibi kitabi değil,sosyal nedenlere ağırılık veriyor ve daha gerçekçi. üyeleri dinlerken içten bir samimiyet yansıtıyor. kendini kanıtlamış biri.
11 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fulya (Danışan)
IP: 81.214.84.YFB
19-09-2008
TavsiyeNo: 15403

merhaba Serhat Bey'le bir arkadaşım'ın tavsiyesi üzerine tanıdım.Bazen hayatta yapayanlız hissedersiniz kendizi kimseyle duygularınızı paylaşmak istemezsiniz tek başınasınızdır işte böyler bir anda tanıştım.Çok kısa bir süre de tüm olumsuz düşüncelerimden beni kurtardı.Kendimle yüzleşmemi sağladı.Şu anda yaşadığım olaylara çok pozitif bakabiliyorum.Yaşamım boyunca belki başka sorunlarımda olacak yada içinden çıkamıyacağım sonsuz sorularım.Ama artık biliyorumki bir telefonla beni sakinleştiren yada canım sıkıldığında arkadaşlığını hissettiğim.Yanlış yapacağımda beni durduracak biri var yaşantımda.Herşey için teşekkürler Serhat Yabanci
5 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

senem (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.235.93.YCC
24-04-2009
TavsiyeNo: 22608


serhat benim değerli arkadaşım..kendisi her konuda,her zaman desteğe hazır,sabırla dinleyen,mantıklı çözümler üreten ve yine her konuda yanınızda olduğunu hissettiren ve olan,sınırlarını koruyabilen,güler yüzlü ve çok doğru bir uzman..gazete ve tv programlarındanda kendisini devamlı takip edebilirsiniz.turkishline adlı sitede makaleleri mevcut.kendisini mutlaka tanımanız gerektiğine inanıyorum..canım arkadaşım gülen yüzün hiç solmasın..başarılarının devamını diliyorum..
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Ö.K (Danışan)
IP: 78.176.126.YW
23-04-2009
TavsiyeNo: 22580
Sorunlarım için birçok danışmana gittim. Malesef hiçbirtanesi bana yardımcı olamadı. Serhat beyle tanıştım. Aile içi yaşadıgım ve kendimle ilgili olan sorunlar birkaç seans sonunda cözülmeye başladı. Kendisi cok güven veren bir kişi. Motive etme konusunda üstüne tanımıyorum =). Bir danışmandan cok, bir hayat dostu edındıgımı dusunuyorum. Herzaman yanımda olan ve herzaman ulaşabildigim bir kişi. Kendisiyle istedigim konu hakkında rahatlıkla konusabiliyorum. Birkaç seansdan sonra, kendimi cok farklı bir insan olarak görmeye başladım. Kendime olan güvenim arttı. Şuan bulundugum ve hep bulunmak istedigim durum bana Serhat hocama gitmeden önce imkansız gelıyordu. Onun sayesinde daha güçlü ve dayanıklı biri oldum. Vucut gelistirme sporuna hayranlık duyuyorum. Fakat motivasyonum olmadıgı icin hep başladıgım bu sporu en fazla 2 hafta yapabiliyordum. Bir seans bu zor sporu tam 5 aydan beri aralıksız yapmamı sagladı. Bir seansda bu sorunum cözüme kavuştu. 5 ayın sonunda istedigim bir vucuda sahipim. Serhat hocamın cözemicegi bir sorun yok. Hem aile durumum düzeldi. Kendimle onun sayesinde gurur duyuyorum. Seanslarımız devam ediyor. Ve her seansın sonunda, kendimi daha da güclü ve motive hissediyorum. Kendisi beni cok etkiledi ve bir insanın aslinda herşeyi yapabilcegini bana gösterdi. seanslarımız devam ediyor ve ben bundan cok mutluyum. Serhat beyi bir danişmandan cok , bir abim olarak görüyorum. Size kapıyı gösteriyor ve bu kapıdan yürümeniz icin sizi motive ediyor. Ve inanın bana onun vermiş oldugu motivasyonla her kapıdan gecebirisiniz. Allah sizden razı olsun serhat bey. Sizin sayenizde İmkansız oldugunu düsündügüm bir hayat yaşıyorum. Emekleriniz icin gönülden teşşekür ediyorum
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

KarameLLa Begüm (Danışan)
IP: 85.101.166.YWF
22-04-2009
TavsiyeNo: 22570
Çalıştığım Özel bir televizyon kuruluşu için yaptığımız çekimler ve gazetemizde bir uzman olarak kendisinden aldığımız görüşler fazlasıyla ilgi gördü. Çalışmalarıyla zaten ün kazanmış birisi ve bunu sadece ün kazanmak için değil gerçekten insalık adına mesleğini severek yapıyor. Her zaman gönül rahatlığıyla doğru kişiden ve doğru yardımlar almak istiyorsanız isim belli.. Tavsiye ediyorum,Psikolog/ Psk.Danışman Serhat Yabancı... Kendisine teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim..
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nesli_ (Danışan)
IP: 88.226.97.ZZC
10-03-2009
TavsiyeNo: 20949

Serhat Bey'le yazılarından birine yaptığım yorum (aslında bir yardım çığlığı) vasıtası ile tanıştım. Beklemiyordum cevap vermesini, yoğun iş temposunda vakit ayırmasını daha doğrusu. Ama 1 saat geçmeden ileti cevabını görünce mesleğini sadece hayatını idame ettirmek için değil, duyarlı ve faydalı olmak adına icra ettiğine bire bir şahit oldum.. Hangimiz mesai saati dışında vaktimizi severek veya sevmeyerek iş görüşmeleri ile geçirmek isteriz ? Özverisi ve faydalı olma çabasının verdiği güvenle hala devam eden terapi sürecimde görüşme imkanı buldum kendisiyle (yine büyük bir incelik ve özveriyle tatilinin bir bölümünü çalmamı sağladı diyelim buna:). Sadece şunu söyleyebilirim; bana cevaplar vermedi..Sorular sordu, yönlendirdi, kendime soru sormayı öğrendim. Daha doğrusu hangi soruyu sorarsam bilinçaltımın bana doğru cevapları sunacağını gösterdi Serhat Bey, ve kendi cevaplarımın en kıymetli olduğunu da..Daha yolun başındayım, ama 40 mumdan en azından 5 'ini söndürdüğümü hissediyorum sayesinde...
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nuray b. (Danışan)
IP: 88.237.166.ZB
05-03-2009
TavsiyeNo: 20705


Selam SERHAT bey ile Tanışmamız oğlumuz için Danışman Psilolojik destek almak için aratırırken oldu..SERHAT Beyin ofisi bize uzak olmasına rağmen oğlumuzun ve bizim aile danışmanuımız oldu..Bizim için problem olan konularda yardımını aldık...Aile içi eğtim seminerlerne de katılma sansımız oldu.... Bizi gülen yüzü ve konukseverliği ile karsıladı her seferinde.. SERHAT bey çocularla iletişim konusun da başarılı yani cocukların ona güvenmesini cabuk açılmasını sağlıyor.. bunun tabiki eğtimini almışstır ama yine de bizim oğlumuzla iyi arkadaş oldular ve cok gülerek her konuyu aştılar bizde bıundan mutlu olduk.. Danısmanlık konusun da serhat beyin ofisi bizim için uygundu... cünkü pazar gününü bize ayırabildi ve terapiler bütün aile birlikte katılabildik.. Mesleğiyle ilgili gelişmeleri yakından takip edip cesitli proğramlara katılması ve daha çok insanı bilgilendirmesi sevindirici... Güleryüzlü ve konuksever olduğunu belirtmeme rağmen ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu da söylebilirim... Yanında calışanlar ve ekip arkadaşlarınla da kısmen tanışma sansım oldu. Onlarda çok ilkez karşılaşmanıza ve tanışmanıza rağmen çok uzun zamandır tanısınız insanlar gibi sıcaklar hepsine işlerinde başarılar dilyorum.. en kısa zamanda tekrar görüsmek üzere.....
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Hüseyin Çakmak (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 91.93.32.YF
02-03-2009
TavsiyeNo: 20605

Merhaba, Serhat Bey ile birklikte Doğu illerinin birinde askerlik yaptık. Kısa süre içerisinde empatik yaklaşımları ve destekleyici tavırları ile aramızda çok sevilir hale geldi. Bir çok başarılı hikayesi vardır. Asker psikolojisi -ki zor bir dönemdir- kolay tamir edilecek bir durum olmamasına rağmen oldukça başarılı olmuştur. Mesleğinde başarılı ve araştırmacıdır. Zaten bunu katıldığı güzel ve büyük organizasyonlardan görüyoruz. Kendisine başarı ve sağlık diliyorum.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

FgN (Danışan)
IP: 88.240.30.WJ
24-02-2009
TavsiyeNo: 20389


SERHAT YABANCI..!! ben bu isme ilk BB PSİKOLOJIK DANIŞMANLIK sitesinde rastladım.sonrasında SERHAT YABANCI nın internetteki blog girdilerini yazmış oldugu makaleleri okudum.ben genelde psikologları, psikiyatrları hatta doktorları bile insana yakın olmayan hep ücret karşılıgı bilgilerini paylaşan ulaşılmaz kişiler olarak bilirdim.ama bu fikrimi degiştiren tek kişi Serhat Hocam oldu.kendisini büyük bi heycanla birazda korkarak aradım çünkü alacagım olumsuz bi davranış benim zaten yıkık dökük olan iç dünyamda çok büyük hasar oluşturacaktı.kendisi gerçekten çok degerli vaktini ayırıp benle konuştu ..bu benim için çok olaganüstü bir durumdu:):)gerçekten insanı rahatlatan samimi içten bir tavrı varki 6 aydır gittigim tedavi oldugum psikatrım bile hiç kalmıştı...kullandıgım ilaçların etkisini birden x10 yapıverdi hatta ilaçları fazla kullanmamaya başladım bile...Serhat Hocam..ama gerçekten kendini işine adamış alanında çok iyi bilgi sahibi gerçekten olumlu sonuçlara ulaştırabilen bir kişi.teşekkür ediyorum hocam size....ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN BAŞARINIZI DAİM ETSİN...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

sumeyra (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.96.2.YBD
10-01-2009
TavsiyeNo: 18817

Toplum gonulluleri vakfi bunyesinde, ben ve proje ekibim bakirkoy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde rehabilitasyon amacli egitimler veriyoruz.Serhat beylede bu vesileyle tanistim. bize egitimleri hazirlamamiz asamasinda bircok guzel ve farkli fikirler sundu, oneriler getirdi. kendisine cok tesekkur ediyorm. bircok uzmandan yardim istememize ragmen bize serhat bey kadar yardimi dokunan baska bir uzman olmamistir.Serhat bey yardimsever oldugu kadar cok kolay iletisim kurulabilecek biridir. Cok guleryuzlu, sicakkanli ve samimidir. Ayrica, kendisinin de iletisim becerileri cok gelismis oldugundan kendinizi yaninda cok rahat hissediyorsunuz.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Cevdet SAYDAM (Danışan)
IP: 78.162.232.FC
10-01-2009
TavsiyeNo: 18816
Sevgili Serhat YABANCI;Kendi branşında uzmanlaşmış ender kişilerden biridir.Topluma vermiş olduğu mesajlar ile yaşamındaki paralellik kendisini ayrıcalıklı kılmıştır.Vermiş olduğu toplumsal hizmetler de ışık niteliğindedir.Hem yazmış olduğu makale ve hemde katılmış olduğu TV Programlarında mesleğinin inceliklerini kendi kişiliğiyle birleştirerek sunması ,konusuna hakim olması daima dinlenilir olmasını sağlamıştır.Serhat YABANCI bu genç yaşına rağmen branşını çok iyi etüt etmiş,destek sağladığı kişilerin tam sorununu tespit ederek,isabetli nokta çözümler sunarak toplumsal kazanımlarımızı arttırmıştır.Kendisini daha iyi yerlerde görmek dileklerimle...
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nevin (Danışan)
IP: 85.103.41.YYB
08-01-2009
TavsiyeNo: 18720

serhat beyi internette yayınlanan yazılarından tanıdım. kendısı bır sure danısmanım oldu.kısa surelı de olsa kendısınden almıs oldugum bılgıler bıle benım hayata farklı gozle bakmamı ve kendıme sarılmamı sagladı.benım gıbı hayatla savaşında zorluğa , çıkmaza gırdıgını düşünen herkese tavsiye ederim. kendınızın dusunemedıgı ve goremedıgı bır cok seyı gormenızı ve dusunmenızı saglıyor Serhat Bey. kendı cevremde danısmanlıga ıhtıyacı olan tum arkadaslarıma dostlarıma tavsıye ettıgım gıbı sızlerede tavsıye edıyorum... unutmayın kı destek saglam oldugu surece guvenılır adımlarla ılerleyebılırsınız... ve kendınıze guvenırsınız...
1 (%33) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ismehan yılmaz (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.162.135.ZZB
06-08-2008
TavsiyeNo: 14229
Bu yazıyı okuyacak herkese merhabalar.Kısa bir süre önce tanıştık Serhat Bey' le.Yazıları, yetkinlik alanları,günceli takip eden tarzındanda anlaşılacağı üzere çalışkan ,günü yakalayan, alanında iyi olan bir psikoloğ.Azimli,kararlı,yardımsever,sıcakkanlı,gibi özellikleri ise arkadaşlarınca malumdur.Bu kadar güzel özelliği bir arada barındıran ve aldığı tüm eğitimleri harmanlayarak danışanlarına ve kendisinden yardım isteyen herkese en iyi şekilde yardımcı olmaya çalışan Serhat Bey'e selam ve sevgilerimle....
1 (%50) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

MERWE (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.246.35.LL
08-07-2008
TavsiyeNo: 13477

Serhat bey ile çalıştığımız büroda tanıştım. Kendisi gerçekten başarılı bir psikolog ve kötü zamanlarımda yanımda olan iyi bir arkadaş. İlerde geriye dönüp baktığımda hala hatırlayabileceğim ve iyiki tanımışım diyebileceğim insanlardan birisi. Sanırım kendisinden benim de öğreneceğim çok şey olacak. Arkadaşlığımızın ve bu değerli insanın başarılarının daha uzun süre devam etmesi dileğiyle. Arkadaşımı uzman bir yardıma ihtiyacı olan herkese tavsiye ediyorum.
8 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ciqdem (Danışan)
IP: 78.184.136.YB
09-06-2008
TavsiyeNo: 12713
şimdi ne yazacağımı bilmiyorum ama serhat bey çok ama çok iyi biri ya. herşeyden önce benimle arkadaş gibi. çalıştığı yer çok şirin.birşeyleri paylaşırken en önemli olan güvendir.serhat yabancı bencee öyle.. benim için birçok şeyin değişmesine yardımcı oldu.ben belki bir parça atlatabilmiştim ama yinede çok ağırdı yaşadıklarım ve en büyük destek ondan ve annemden geldi.. en zor anlarım en büyük yalnızlıklarımda hep konuştuklarımıs düşünüorum artık.çünkü ben değerliyim. bunu bana o öğretti.. iyiki tanımışım onu.. bilmiyorumm yeterli olurmu ama bence gerçekten tanınması gereken bir insan...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

asya (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.102.233.YJF
26-05-2008
TavsiyeNo: 12310

sorunlarımın yoğun olduğu bir dönemde tanıştığım ve ilerisinde fazlasıyla yardımını gördüğüm samimi ve yaratıcı fikirli biri serhat bey.çok kısa bir süre içerisinde hayata bakış açımı değiştirmeme yardımcı oldu daha dayanıklı ve güçlü olmamı sağladı.ben kefilim serhat beyin üstesinden gelemeyeği sorun yok:)hem almış olduğu eğitim hem de kendisini bu konuda fazlasıyla eğittiği için ona sonsuz güveniyorum.problemin ne olduğunu iyi analiz edebilen ve akabinde çözüm aşamasını kolaylıkla getirebilen biri aynı zamanda samimi ve güvenilir.işinin uzmanı olması dolayısıyla problemlerin çözümü aşamasında kolaylıkla yardımcı olabileceğine emin olduğum için kesinlikle tavsiye ediyorum..tanınması gereken biri mutlaka..

10.6.2009

DEPRESYON VE PSİKO-SOSYAL ANALİZİ


DEPRESYON VE PSİKO-SOSYAL ANALİZİ



Çağın hastalığı olarak bilinen depresyon aslında varlığı bilinmeyen bir rahatsızlık mıydı ? yoksa son zamanlarda artışa bağlı olarak mı bu kadar gündeme oturdu?
Aslında depresyon olarak bilinen durum toplumumuzda hep vardı. Ama biz bunu depresyon değil, keyifsizlik, can sıkıntısı, halsizlik gibi anlamlarla tanımladık. Yıllar boyu genel olarak benzer semptomlarla kendini hissettirdi. İşte genel belirtiler:

1.Depresif duygu durum

2.İlgi Kaybı

3.Uyku Bozukluğu

4.İştah-kilo değişikliği

5.Halsizlik-enerji kaybı

6. Ajitasyon

7.Değersizlik-kararsızlık-suçluluk hisleri

8.Dikkat toplamada güçlük-unutkanlık

9.Ölüm ve intihar düşünceleri

Depresyon bir düşünce ve duygulanımın hayata uygulanmasıdır. Yani düşüncelerimiz genel olarak olumsuzlaştığında, hayata genel olarak bakış açımız umutsuzluk, çaresizlik, isteksizlik-,hayatın anlamsızlığı olarak şekillenir. Depresyonun çıkış nedenleri arasında, kayıp, üst üste yapılan hatalardan dolayı suçluluk, kendine yöneltilen aşırı eleştiri,hedefleri aşırı büyütüp ulaşamamanın verdiği yetersizlik ve çaresizlik duygusu, yaşanılan olaylara tepki verememekten dolayı bunların birikerek kaldırılamaz hale gelmesi,aldatılma, ekonomik kayıplar,ilgi-sevgi eksikliği,bedensel yetersizlik duygusu gibi genel olmakla beraber herkese özgü nedenle depresyon çıkmaktadır. Özellikle son zamanlarda insanların olaylara, haksızlıklara yeri ve zamanında tepki vermemesinden kaynaklanan bir depresif birikim daha da fazla görümektedir. Kişi yaşanılan durumla ilgili sıkıntıları o an içine atmaktadır. Bu nedenle biriken bir kendini ifade edememe, derdini anlatamama, haksızlığa uğrama, acizlik,kullanılmış duygusu vb. gibi düşünce ve duyguları alt yapısını içinde oluşturmaya başlar. Özellikle burada dikkat edilmesi gereken nokta ise “sabır ve taviz” in birbirine karıştırılmasıdır. Şimdi bu yazıyı okurken hemen düşünebilirsiniz.. hayatımda sabır ve tavizi nerede karıştırıyorum ?. sabır, bir çocuğu yetiştirmek gibidir. Onu büyütürken belli şeyleri yapabilmesi için emek ve bekleriz .. taviz ise bu çocuğu büyütürken her dediğine evet demektir. Sonrasında ise neden bu kadar tepkisiz kaldım veya neden bu kadar açık kapı bıraktım diye suçu kendinde bulmaktır.Depresyondaki durum buna benzemektedir. Yaşantılarımızda keşkeler fazladır. Suçluluk duygusu genelde keşkeler ile başlatır cümleleri.. Depresyona giren kişi ağırlıklı olarak “pişmanlık, suçluluk, değersizlik, önemsizlik, işe yaramazlık, kullanılmışlık gibi düşünceleri taşır. Bu düşünceler, kişide, üzüntü, keder, isteksizlik, yaptığı işten zevk alamama,içe kapanma, sorunlardan kaçmak ve bir şeyler yapmamak için hep uyumak ve evden çıkmamak gibi duygu ve davranışlar gösterirler. Aslında bu konuda yapılan çalışmalarda da çok ilginç bilgilere ulaşmıştır mesela herkesin hayatında 3-4 kere depresyona girdiğini, fakat kişinin bunun adının depresyon olduğunu bilmediğini göstermiştir.

Sosyal yaşantımızda bizi depresyona sürükleyen aslında birçok neden bulunmaktadır.Ülkemizdeki insani ilişkiler, aile yaşamları, aşk, iş ilişkileri, ekonomik-kültürel yaşam gibi tüm noktalarda depresyona maruz kalmamak elde değil. Özellikle ekonomik krizin kol gezdiği şu anlarda sosyal ve ekonomik depresyondan söz edebiliriz. Toplumsal değişimler ister istemez ruh halimizi ve düşüncelerimizi etkilemektedir. Bunun nedeni ise mutluluğu hep dışarıda arayan bir toplum haline dönüşmemizdir.oysa dışarıdakiler ve ötekiler bizden çok da mutlu değiller. Biz varolan aile, millet ve realitemizle barışıp onunla mutlu olmaya çalışmalıyız.
Ekonomik kriz neden depresyon yapmaktadır ? çünkü mutluluğu alışverişlerde, giyimlerde, oyun salonlarında,lüks tüketimlere bağladığımız için ekonomik depresyon,bireysel olarak ruhsal-düşünsel depresyona dönüşebiliyor hemen. Oysa şu bir gerçek ki şuana kadar Türkiye”de kimse açlıktan ölmedi.Fakat yüksek derecede haz ve mutluluğunu ekonomik değerlere bağlayan bir toplum haline dönüştük.mutluluğumuzu ekonomik güce bağladık.Bu ekonomik ilişkinin bir de bireysel ilişki örneği var. Bir ilişkide karşıdakini ne kadar hayatının merkezine koyar isen seni o kadar çok etkiler. Her hareketi senin ruh durumunu alt üst eder. İşte aynı durum burada da geçerlidir.
İzlenilen kanallar, izlenilen haberler, hep aldatılmışlık, cinayet, terk edilme dolu kadın programlarının varlığı gizli bir depresyonun habercisidir. İnsanların ruh hali, izledikleri film, dinledikleri müzik, elbise rengi vs. her şeyi etkiler. Bu nedenle depresyonun nedenlerini sadece bir nedene bağlamamak lazım Bazen şartları farkında olmadan kendimiz hazırlarız.

Yine sosyal açıdan güvenin zedelenmesi vardır. Toplumsal güvenin azalması, insanların birbirine güvenememesi ,kişinin kendini daha da çaresiz ve yalnız hissetmesine neden olmaktadır.Bu durum büyük şehirlerin birer yalnız kalabalıklar yığınına dönüşmesine neden olmaktadır. Akraba ilişkilerinin azlığı, ekonomik-cinsel araçlı ilişkiler vs. birer üzüntü nedeni olabilmektedir. Fakat bu genel bir durum değildir. Başından her hangi bir olumsuz yaşantı geçmemiş insanlarımız bile bugün topluma karşı büyük bir güvensizlik hissetmektedir. Temele indiğimizde kitle iletişim araçlarının verdiği trajedi dolu haberler ve mesajlardır. Şuna inanıyorum ki, mesela yaşadığınız yerdeki insanların % 90 ı güvenilecek insanlardır. Ama bizim önyargılarımız ve korkularımız bizi yönlendirdiği için bazı şeyleri aşamamaktayız.

Peki kendimizi nasıl korumalıyız? Depresyon, biyolojik boyutunu bir kenara bırakırsak temelde olayları yorumlamak ve onlara kendimize göre bir anlam vermek ile oluşur. Mesela aynı olaya
*herkes neden aynı tepkiyi vermez ?
*Benim yaşadıklarımı arkadaşım yaşıyor olsaydı ona ne derdim?,
*Bu olayla ilgili hangi eski düşüncelerim ve duygularım aktive oldu ?,
*Olay müdahale alanımın dışında mı? Dışında ise neden kendime pay çıkarıyorum?
* Daha önce bu tip bir durumda nasıl baş ettim?
*daha önce bundan daha zor olayları nasıl atlattım ?
gibi sorular ile durumumuzu analiz edip, cevaplar ile sağlıklı bir bakış açısı geliştirebiliriz. ( bu konuda bilişsel-davranışsal terapi ile sonuçlar alınmaktadır )

Depresyonun bu kısa belirtileri ve tanımından sonra depresyondan çıkış için neler yapabiliriz buna değinelim..(genelde teorik temelli makaleleri okumaktan çok sıkıldığım ve bilgi olarak kısa ve öz açıklamalardan yana olduğum için bu şekilde de yazmayı tercih ediyorum.)
 Depresyonda bireyin isteği azalmıştır. Burada beynin çalışma sistemi biraz daha farklıdır. Normalde biz bir şeyi önce ister sonra yaparız. Ama depresyonda iken yaparak isteriz.Yani dışarı çıkmak için istek duymuyor isek, dışarı çıkma konusunda ısrar etmeliyiz. Çıktıktan sonra bize iyi geleceğini” iyi ki çıkmışım” diyeceğimizi iç konuşmamızla kendimize telkin etmeliyiz.
 Depresyonda yaşam ile ilgili hem siyahları görürüz. Depresif ruh halimizden dolayı hayatın hep olumsuz,kötü giden yönlerini görürüz. Düşüncelerimiz hep umutsuzlukla doludur. Problemleri büyütür gücümüzü küçümseriz. Bu nedenle bu yazıyı okuduğumuzda bu sürecin hayatımızın genelini değil sadece yaşadığımız anı kapsadığını fark etmiş oluruz.
 Depresyonda olduğumuz dönemde olaylara sağlıklı ve objektif bakamayacağımız için bu dönemlerde hayatımızda önemli kararlar almamalıyız. Evlilik, iş hayatı,çocuk v.s. gibi konularda iyileşme süreci bitmeden karar almamamız gerekir. Genelde bu dönemde eşinden ayrılmak isteyen, depresyon nedeni olarak eşini gören, depresyondan çıkmak için çocuk yapmak isteyen, yeni işe girmek ya da işten ayrılmak isteyen danışanlarımız olmaktadır.Bu durum evliliğini kurtarmak için çocuk yapmaya benzer. Son umut artık sıfır yaşındaki çocuktur.
 Depresyon döneminde kişi yaşadığı olumsuz ruh halini ve düşünceleri mutlak olarak bir nedene dayandırmak ister.Bu nedenle farkında olmadan kendince mantıklı bir neden bulur. Bu durumlarda gerçek nedenleri bulmak için bir uzmandan yardım almak gerekir.
 Depresyon sürecinde iştah bozulur. Aşırı yemek yemek olduğu gibi yemekten kesilmek semptomlardandır.yemekten kesilmek, yenilen maddeden zevk almamak, damak tadının bozulmasının göstergesidir. Fakat iştah azalması arttıkça beden direnci düşeceği için depresyonun artışı görülür.Ayrıca halsizlik ve yorgunluk olacağı için depresyondan çıkma gecikir.
 Depresyon hayatı değerlendirme sürecidir. Bu nedenle doğru düşünme, olayları facialaştırmadan ve çarpıtmadan doğru bakmak için sadece ilaç desteği yetmez.Yapılan araştırmalarda İlaç desteği alanların terapi alanlara oranla sonradan yinelenmesi daha yüksek çıkmıştır.
 Kişi depresyonda olduğunda az emek veren ve mutlu edici aktiviteler yapar. Bunun ene büyük göstergesi son zamanlarda bilgisayarda oyun ve internet kullanımıdır. Yoğun kullanım geçici olarak mutlu etse de temelde depresyonun uzamasına ve sorunun etkisinin büyümesine neden olur. kişi chatta zayıf kalmış tüm yönlerini istediği gibi tatmin etmekte, istediği kimliğe bürünüp istediği değeri ve ilgiyi yaratabilmekte ise de yine de geçici bir çöüm olmakta olup , reel hayata döndüğünde kendi gerçeklerinden rahatsı olup tekrar sanala kaçarak mutlu olmaktadır. Bu durum depresyonun sürmesine neden olmaktadır.
 Depresyonda kişinin yoğun geçmişi sorgulamak ve hatalarını önüne koymak isteği vardır. Akılsal çıkarsamalar ile bunu fark etmek ve değiştiremediğimiz şeyler ile uğraşmaktan vazgeçip kabullenmek en sağlıklı yöntemdir.
 Depresyonda bilişsel çarpıtmalar çok fazla ve abartılır. Olayları abartılı olarak vahimleştirmek,çözülemeyecek gibi düşünmek,umutsuzluk gibi bakış açıları oluşmaktadır.Bunların çözümü için kendimize sormamız gereken bazı sorular vardır.
 Depresyonda iken verilen ilaçları günlük ruh halimize göre değil, belirtilen miktarda ve süre içinde aralıksız kullanmalıyız.Genelde hastaların kendini biraz iyi hissettiklerinde seansa gitmedikleri ve ilacı bıraktıklarını tespit ediyoruz. Bu durum tedavinin tamamlanmasını engeller.
Depresyon çağımızın hastalığı olarak kabul edilmektedir. Çünkü modern çağını düşünce ve yaşam biçimi depresif yaşama sürükleyicidir.Ama unutmayalım ki yaşam tarzımız, hayatımızda seçtiğimiz ilişkiler, hayatı değerlendirme tarzımız, yaşamdan beklentilerimizle alakalıdır. Tabiî ki çocukluk yaşantısının etkisi büyük ve etkileyicidir.Fakat uzman desteği ile bu problemin de çözümü mümkün. Kendimizi depresif ruh haline teslim etmemeliyiz.
Çocukluğumuzun kötü geçmesi ve olumsuz yaşantılarımızın olması hayatımızın devamının buna bağlı olarak devam edeceği anlamına gelmez. Zor zamanlarımızla hemen geçmişimize sığınmamalıyız.
Sonuçta en mutlu insanlar çocukluğunu 4/4 lük yaşayanlar değil, şu anını 4/4 lük yaşanlardır. Hayatta her şeye rağmen mutlu olabilmek bir başarı ve azimdir. İnsanların savaşlarda, kıtlıklarda bile mutlu ve umutlu olabildiklerini devamlı görebiliyoruz.
Depresyonun başka bir boyutu ise reel benlik ile ideal benlik makasının geniş olmasıdır.yani var olan gerçeğimizle ulaşmaya çalıştığımız veya olmaya çalıştığımız ben arasındaki farkın fazla olması bizi hayal kırıklılığı nedeniyle depresifleştirmektedir. Hedefe ulaşamama, istediklerini yapamama, istediği gibi davranamama gibi olumsuz sonuçlar bireyde yetersizlik, becerememe gibi kendine dönük düşünceleri doğurur. Peki ne yapmalıyız? …
** aslında hep dediğimiz gibi öncelikle var olan reel benliğimizle barışık olup kendimizi olduğumu gibi kabul etmeliyiz. Yani potansiyelimizi, bulunduğumuz sosyal-kültürel-ekonomik v.s . düzeyimizi en başta kabul etmeliyiz. Kabul ettikten sonra somut gerçekçi ve ulaşılması mümkün ve kısa süreli hedefleri belirlemeliyiz. Böylece hem sonuçları kısa sürede görür hem de ulaşmak için daha çok çaba sarf ederiz.
*Depresyon bir süreçtir. Sonuçta kronik olmadığı sürece belirli bir zaman diliminde biter. Bu sürenin uzunluğu kişinin azmine ,yardım almasına,çevresel desteğe, yaşadığı sosyal ortamın özelliğine bağlıdır. Ama her zaman kişinin tek başına baş etmesi mümkün olmayabilir. Tek başına baş etmek, hem umutsuzluğu ve iyileşmeye olan inancı azaltır hem de özgüven kaybına neden olur.
Depresyon için söylenecek çok şey var.fakat genel mantık hayata ve olaylara verdiğimiz anlam ve onları yorumlamaktır.

Saygı ve sevgi ile



Serhat Yabancı
Psik& Aile Danışmanı
serhatyabanci@hotmail.com
0505 540 09 77
0534 874 76 22
0216 347 60 03

10.6.2009

MUTLU OLABİLİRİZ AMA NASIL ?

 
MUTLU OLABİLİRİZ AMA NASIL ?

Mutluluğun yolları yıllarca aranmış, deneme,yanılmalar,tecrübeler,eğitimler, terapiler gibi teknikler ve kaynaklar ile öğrenilmeye çalışılmıştır.
Aslında mutluluğun yollarını ararken, mutsuzluğun yollarını buluruz. Çünkü hayat kendi başına düşünüldüğü ve hissedildiği gibi yaşanır. Yani aynı olayı yaşayan iki kişinin farklı duygular ve düşünceler yaşaması,mutluluğun bir bakış tarzı ve hissediş olduğunu ortaya koyar.fakat insanların farklı bakması yüzeysel değil, bazen kemikleşmiş bir sistematik zihinsel süreç iken bazen çözüm yolu olarak geliştirilmiştir.
Mutlu olmak sadece belirli bir durum veya olaya karşı olabilecek kadar lokal bir durum değildir. Hayat bir bütün ise mutluluk da bir bütündür.fakat az sonra tek tek değineceğim gibi hiç de mutluluğa bir bütün olarak bakamıyoruz.

*Her An Mutlu Olmalıyım.
Peki bu mümkün müdür ? aslında şuan en büyük sorunumuz bu. Nedense her anımızın mutlu olmasının peşindeyiz. Mutsuzluğa,keyifsizliğe, bir şeyin yanlış gitmesine tahammülümüz yok.işte ilk nokta bu: her anımızda mutlu olamayacağımızı kabul etmeliyiz. Kabul edersek, gün içinde yaşadığımız olumsuzlukları yaşamın bir parçası ve gereği olarak görür,dövünmek ve üzülmek yerine çözüm ararız. İnsanın her an mutlu olması demek, hayatının anlamsızlaşması demektir. Zamanla rutin bir hal alan mutluluk adındaki etkinlikler bizde doyumsuzluk ve eskisi kadar bizi mutlu etmeyen durumlara doğru gider. Ayrıca burada mutluluğun tanımını da doğru yapmamız gerekir.mutluluk hayatın istenildiği düzeyde kısa ve uzun hedeflerin gerçekleşmesi iken aynı zamanda da bireysel olup herkesin isteğine göre şekillenir.
Acı:
Eğer hayatınızda acılar var, acılar yaşıyorsanız size acı verecek kadar değerli şeylere sahipsiniz ve bu acı sizinde önemli olduğunuzun bir göstergesidir. Bu nedenle acıların bir yaşam kaynağı olduğu,hayata bağlanmanın bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. Düşünün ki hayatta hiçbir şey size acı vermiyor. Ne bir kayıp ne bir bitiş ne de başka bir şey. O halde siz bu hayatın neresindesiniz? O halde siz bu hayatta hiç bir şeye sahip değilsiniz.

Kaygı:
Aslında ülkemizde en büyük psikolojik iki hastalığın varlığından söz edebiliriz. Kaygı ve depresyon. Kaygıların temel analizi: bizi üzen olaylar değil,bizim onlar hakkındaki yorumlarımız ve düşüncelerimizdir.
Aklınıza şuan sizi en çok kaygılandıran olayı getirin.
• sizin yerinize başkası olsaydı da bu olayı sizin gibi yorumlar mıydı?
• Bu olayı yaşayan arkadaşınıza ne önerirdiniz?
• olabilecek en kötü şey nedir?
• Dediklerinin olacağına dair kanıtlar var mı?
• Duygular hiçbir zaman kanıt değildir o halde kanıt?
• Sonucun beklediğim gibi olma olasılığı nedir? İhtimal mi gerçeklik mi?

Kaygının temelinde olayı büyütmek,gücünü küçültmek vardır. Burada kişinin yaşadığı kaygı ne ile ilgili olursa olsun kontrol edememe, baş edememe vardır. “ya.. olursa biterim.,mahvolurum. Çıldırırım….. gibi… yani mutsuzluğumuzun temel nedenlerinden biri de gerçeklikler üzerinden değil de duygularımızı ve kendi yarattığımız düşünceleri kanıt saymaktır.
Eşinden sürekli şüphe eden birinin kanıtı yoktur. Duygularıyla bunu test eder. Ama artık bu güvensizlik ve hesap sormak evlilikte mutsuzluk haline geldiği için eşi kadını gerçekten aldatabilir. Yani duygularımız ciddi adımlar için bizi yanıltacağından mutsuz oluruz.

Evlilik:
Tercilerimizdeki nedenler çok önemlidir. Neden evlenmek istiyoruz?
Aslında mutsuz evliliklerin temelindeki düşünce” tedavi amaçlıdır.” Evlenirsem hiçbir sorunum kalmayacak, evlenirsem ruhsal olarak, ekonomik olarak sosyal olarak tüm sorunlarım bitecek.dünyanın en mutlu insanı olacağım. Peki evlenenlerin hepsi bu sonuca mı ulaştı.karar sizin. Ayrıca evleneceğiniz kişinin de sizin bir kurtarıcı olarak gördüğünü düşünün. Bu beklentileri karşılayabilir misiniz? Evlilik bir tedavi değildir. Evlilik tedavi sonrası karardır. Doğru bir evlilik yoktur. Doğru yürütülen bir evlilik vardır. Sizin evlilik öncesi ne kadar flört ettiğiniz ne kadar çok görüştüğünüz o evliliğin sağlamlığını veya mutluluk derecesini desteklemez. Önemli olan evlilik öncesi zamanı nasıl geçirdiniz. Yıllarca flört edip,evliliklerinde hemen boşananları görebiliyoruz. Burada temel olan, flörtü nasıl geçirmektir. Flört ; partnerini tanımak için geçen süreçtir. Yoksa, sadece zamanı yaşamak,sosyal-fiziksel-duygusal paylaşım süreci değildir. Siz yıllarca biriyle çıkar, yine de onu tanıyamayabilirsiniz. Onu tanımak, onunla olmak değil, onunla önemli konuları kritik etmek, söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılığı görmektir. Bu nedenle çoğunun aksine” aşık olmadan evlenin diyorum”. Aşık olursanız çoğu gerçeği görmeden evlenirsiniz. Size ters geliyor değil mi ? karar sizin.

Evlilik &benzerlik :
İnsanlar her zaman tanıdıklarını tanımadıklarına göre daha yakın görürler. Bu nedenle ilişkilerde yakınlaşmak ancak tanımayla olur. tanımadan yaşanılan ilişkiler sadece içgüdüsel ve eğlence amaçlıdır. Sonrası ve devamı hakkında fikriniz yoktur.
Bunun yanında şaşırdığımız bir nokta şudur: biriyle ortak noktanızın olması, onunla denk ve eşit olduğunuz anlamına gelmez. İkinizin pop müzik sevmesi,benzerliktir denklik değil. İkinizin çalışması denklik değil, benzerliktir. Evlilikte benzerlikler üzerine değil daha çok denklik üzerine hareket edersek, mutluluk ve mutlu olabilmek oranımızı arttırırız

Bakış açısı tedavisi.
Dedik ki bizi üzen olaylar değil, bizim onlar ile ilgili duygu ve düşüncelerimizdir. yani örnek: yaşadığınız yerde her gün piyango çekilişi var. Bu çekilişte herkese bir bilet veriliyor. Piyangoda ise,ölüm,kaza,kayıp,iflas,hastalık,kanser,düşmek, ağlamak,terk edilmek vb.. çok kötüden çok iyiye doğru ödüller !! var.amortiler var. Boşlar var. Bazılarının piyangosuna ölüm çıktı. Bazılarının kaza bazılarının kazanç,kayıp. Senin piyangona ise terk edilmek çıktı ne dersin. Üzülür müsün?
Sonuçta her gün elimizde bir bilet yok mu ?.. ve bu bilete her gün bir şeyler çıkmıyor mu? Ama biz olayı sadece bizim başımıza gelmiş gibi yorumlar, suçu ve kabahati kendimizde ararsak kendimizi mutsuz ederiz.
Gerçek mi hipotez mi?
Duygularımız kanıt olamaz dedik.”.beni terk edecek, beni aldatıyor, beni sevmiyor gibi düşüncelerimizi yarattığımızda bunlar ile ilgili sonuçları da üretiriz.
“beni sevmiyor o halde,terk edecek. O halde başka biriyle ilişkisi var”. Bu tip yanlış çıkarsamalar ilişkiyi ve iletişimi 3 e böler. Siz, o ve sizin senaryonuz.senaryonuza o kadar kendinizi kaptırırsınız ki, artık partnerinizi senaryoda oynatmak için adeta rol verir ve ilişkilendirmek istersiniz.

Genellemek:
Daha önce yaşanılan olayların sonra tekrar yaşanması kaygısı insanlarda hep gelecek ile ilgili girişim adım atma konusunda hata yaptırır. Eğer eskiden başınıza gelen bir olayı tekrarlarca yaşıyorsanız, sorun sizin yaklaşımınızdadır. Aynı nedenler aynı sonucu verir. Siz aynı yaklaşımlar ve aynı nedenlerin üzerine kurduğunuz her şeyde aynı sonucu alırısınız. aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” diyordu bir zamanlar dünyanın dahisi Einstein… yani hem geçmişe sığınıp onun üzerine hayatı kurmak bir mutsuzluk nedeni ,hem de nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştirmeye çalışmak bir mutsuzluk nedenidir.
Çaresizlik:
Hayatta çaresiz insan yoktur. Sadece bir şeyler yapması için cesareti ve planı olmayanlar vardır.çaresizlik için önce plan ve yol haritası çizmeliyiz. Yeni bir ben olmak adlı makalemde buna detaylı değinmiştim. Yolunuzu çizersiniz, önceden planlarsınız. Engelleri de kabullenir ve sistematik çözersiniz. Gerekirse destek alırsınız. Ama unutmayın ki; çaresiz insan yoktur, ne yapacağını bilmeyen vardır. Nasıl yapacağını bilmeyen vardır.

Hareket et mutlu ol :
İnsanın bünyesi hareket etmek için kurgulanmış bir makine gibidir. Siz hareket etmedikçe, tekerlekler dönmez, demirler paslanır. Özellikle depresif ruh hallerinde hareket etmek, isteksizlik ve halsizlik vardır.. fakat bunu yenmek için üzerine gitmemiz gerekir. Hareket etmeyen insan, az iş yapsa da daha çok yorgun düşer,daha keyifsizdir,sorumluklardan kaçar. Aslında zamanda bu durumu alışkanlık ve yaşam şekli haline dönüşür. Freud, dediği gibi “mutlu olmak istiyorsan çalış ve sev”.. çalışmak, vücuttaki seratonin hormonunun salgılanmasını ve kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar.
“İşe yaramıyorum” diye düşünen biri, çalışırsa (buradaki çalışmak illaki para kazanmak amaçlı değildir) kendini işe yarıyor, elinden bir şeyler geliyor diye algılayacağı için kendini önemsemeye başlayacaktır.

Sonuca değil sürece odaklan :
Sonucunu düşündüğün her şeyde, zevk almak yerine kaygılarınla boğuşursun. “ ya olursa ya olmazsa.belki, belirsizlik, karamsarlık hep olumsuzlukları seçme gibi çıkarımlarda bulunuruz. İlişkinizde soruna odaklanırsanız tadını alamazsınız. bu durum ise hep plan yapan hep kaygı yaratan bir sevgili haline dönüştürür sizi. Sınav kaygısının tek nedeni sonuca odaklanmaktır. Ya kazanamazsam, ya sınav günü bir şey olursa gibi. Hayat sınav gibidir, hep ya bir şey olursa derseniz evden çıkmamamız yada kimseyle iletişim kurmamanız gerekir. Sonuca odaklanmak, sürecin kötü yaşanmasına neden olur. partneriniz “ flört ederken böyle evlenirsem hiç kaldıramam deyip sizden ayırabilir”
Aslında sonuca odaklanmak bazen bir özgüven sorunun göstergesidir. Rahat olamamaktır. Kaybetme kaygısıdır. Bu nedenle sonuca odaklı biriyseniz “nende böyle düşünüyorum”diye kendinizi sorgulamalısınız.yada bir danışmandan destek almalısınız.
Ayrıca eğer günlük hayatınızda “ya ile başlayan cümleler veya se-sa ile biten cümleler var ise bunlara inanmak yerine bunların gerçek olmadığını düşünmelisiniz.

Saygılarımla

Serhat Yabancı
Psikolojik danışman
Çocuk –aile-bireysel danışmanı

Bilgi iletişim:
serhatyabanci@hotmail.com
0216 371 33 83
0505 540 09 77
0534 874 76 22


10.6.2009

EVLİLİKLERLDE TARTIŞMAK

Günümüz evliliklerinin en temel sorunudur tartışmak. Aslında tartışmayı tartışmalıyız önce. Bizim dilimizde tartışmak, olumsuzluk, kavganın ön aşaması, kabalık veya gerginlik olarak algılanmaktadır. “Annem ve babam tartıştı”. “ eşimle çok tartışıyoruz” gibi cümlelerin genel manası olumsuzluktur.
Oysa tartışma ,temelde sorunun çözümüne yönelik yapılan fikir alışverişi ve açıklamadır.fakat ülkemizde tartışma kültürü oluşmadığından istenilen düzeyde bir tartışma görülmemektedir. Televizyonlarda üst düzey kişilerin katıldığı tartışma adlı programlarda , kavgalar, hakaretler, kabalıklar,eleştirel yaklaşımlar sık olarak görmekteyiz.
Aslında temel sorun ilk aşamada karşıdakini dinlememektir. Sözünü bitirmesine bile izin vermemektir. Sanki taraflar karşıdakinin ne söyleyeceğini bilircesine sözünü kesmektedir. Sözünü kesmek tartışmayı kısa tutmak amaçlı olsa da tam tersine konu amacından sapıp, saygısızlık adı altında başka bir boyuta gitmektedir. Gözlemlemişsinizdir ki, tartışılan küçücük konulardan büyük sorunlar çıkmasının tek nedeni ,üslup ve tartışma şeklidir. Türk evliliklerine özgü bir durum olacak ki, tartışılan konu hep amacı ve konusu dışına çıkmaktadır. O anki konu ile benzer ama tartışmaya hiçbir şey katmayacak başka bir konuya geçilmesi veya konuya dahil edilmesi sadece öfkenin ve çözümsüzlüğün adı olur.
Evliliklerde tartışmanın kimin başlattığı önemli mi? Aslında değil. Bir başlatan varsa bir de devam ettiren vardır. Eşlerden veya sevgililerden birinin başlatması suçlunun o olduğu anlamına gelmez.
İlişkilerde mutluluk uyumdur. Uyum ise anlaşabilmek ve anlayabilmektir. Evlikler, boy uyumuna, görsel uyuma göre yürümez ama kendini anlayan biriyle evlilik yürütülebilir. Zaten evlilik kararı sadece duygusal kararlar ile alınması halinde duygusal hayal kırıklıkları daha etkili ve acıtıcı olur.
Şekil algısı ile yapılan evliliklerde ise gerçek şudur. Şekil sizi o insana çeker. Beğenirsiniz,ilgilenmek istersiniz. Şekil ile ilişkiye başlamak istersiniz. Bu durumda ilişkileri ve evlilikleri “ ŞEKİL BAŞLATIR, ÖZ SÜRDÜRÜR “ diyebiliriz.
Ayrıca kabul edilen üç tip evlilik yöntemi vardır.
1. Tamamlayıcı
2. Benzerlik
3. Zıt
1.Tamamlayıcı evlilikte birey, eksiklik yaşadığı ,yetersiz olduğu bir yönünü tamamladığı-tamamlayacağını düşündüğü kişiyle evlenmek ister. Tam olursam mutlu olurum.
2. benzerlik evlilikte , kişi bir çok yönden kendine benzeyen ortak noktaları olan biriyle, paylaşımların fazla olacağını düşünerek evlenmek ister. Benzer yaşam.
3. zıt evlilik ise, kendisine ters olan biriyle evlenerek farklı bir arayışta olup risk almak tadır.
Yapılan araştırmalarda da anlaşılmıştır ki, en güçlü ve mutlu evlilikler benzerlik ilkesine göre yapılan evliliklerdir. Ayrıca ilişkide beklenti net olursa sonuca ulaşmak daha kolay ve kısa sürede olur. Daha önce de yazdığım (http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_1058.htm) ilişkilerden beklentimiz makalesinde de belirttiğim gibi beklenti açık ve net olursa ilişkinin yönü ve kalitesi de belli olur.
Tartışmanın başka bir boyutu ise, hesap sorma ile bilgi alma arasındaki ince çizgiyi kaybetmekten kaynaklanır. Örnek “ neredeydin” sorusunun, hesap sormak mı meraktan bilgi almak mı olduğunu kestirmek çok zordur. Bu nedenle sorunun hangi şekilde sorulduğu hangi ses tonun kullanıldığı önemlidir.
Evliliklerde riskli dönemler 1-2 yıllık uyum ve oryantasyon sürecidir. Çiftler birbirine uyum sağlamak adına çatışmalar yaşayabilir. Bu normal ve olması gereken bir süreçtir. Aksi taktirde sorun yokmuş gibi davranılmış kabul edilir.
Tartışmalarda kullanılması gereken dil “BEN DİLİ” dir. Yani” bu davranışından dolayı çok üzüldüm, kendimi önemsenmemiş hissettim,beni dinlemediğini düşünüyorum,.”…. bu tip cümleler suçlama içermeyen ama aynı zamanda da kişinin kendisini net ve açık ifade eden cümlelerdir.
Fakat, bu ilk 1-2 yıllık süreç içerisinde kırıcı hareketler, davranışlar, söylemler gibi tüm paylaşımlar evliliğin sonraki sürecini de belirler. Artık taraflar bunun tatsız olaylar üzerine evliliği kurarlar. Bu nedenle bize danışmaya gelen çiftler , ilk olarak ilk yıllardaki mutsuzluklarını ve yaşadıklarını anlatırlar. 1-2 yıllık süreç hem uyum hem de devamı için çok hassastır. Tıpkı çocuğun 2 yaşına kadar süreç gibidir. Nasıl büyürse öyle devam eder. Değişmez mi ? tabi ki değişir. Evlilik danışmanlığı, karşılıklı konuşma,yardım alma bu durumlar için çözüm köprüleridir. Böyle olunca evlenmeden önce çiftlerin sorun olmasa bile evlilik danışması almalarını öneririm.
Evliliklerde tartışma konularına baktığımız zaman;
Çocuk, aldatma,ekonomik sorunlar, içki,ilgisizlik, tarafların aileleri,otorite çatışması ve her evliliğin kendine özgü sorunları başı çekmektedir.
Temel tartışma dili,”herkesin açık ve net olarak kendini ifade ettiği, duyguların ve düşüncelerin diğer olaylardan ayrı tutularak açıklandığı,öfke ve sertlik içermeyen bir ses tonunda uygulanan iletişimdir.
Tartışmalarda sonuç alınmadığında taraflar sorunu yok sayabilir ya da erteleyebilirler. Ama unutulmamalıdır ki, çözülmeyen her sorun farklı şekilde tekrar çıkacaktır.(pişip pişip gelmek). Yukarıda da bahsettiğimiz gibi nedensiz tartışmaların temelinde çözülemeyen veya eksik kalan bir durum söz konusudur.


ANALİZ:

 Bir tartışma bir evde veya iletişimde her gün yaşanıyorsa burada bir oyun vardır.yani eşinizle(sevgilinizle) her gün tartışıyor, ve genelde de sonuç hep istenmedik şekilde bitiyor ise oyunun bir parçası olmuşsunuzdur.
 Eğer taraflardan biri tartışmayı başlatıyor ve sizde devam edilmesi için destek veriyorsanız % 50 duruma ortaksınız.
 Eğer taraflardan biri sudan bahanelerde tartışma veya gerginlik yaratıyorsa bu bir sinyaldir. Temel beklentinin ne olduğu incelenmelidir.
 Devamlı olarak tartışmak ve gerginlik yaşamak(yaşatmak) eşlerin anne-babalarını da model aldığının göstergesi olabilir. Şu an hemen çocukluğunuzu gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
 Bazen taraflardan biri eşinden ilgi göremediği için iletişim kurmak adına bilerek tartışma ortamı yaratabilir. Çünkü başka iletişim kuracak yöntem bulamamıştır. Bu durumda konu her zaman suni ama iletişim gerçekçidir. Bu nedenle şuan bu makaleyi okuyup ta kendinizi bulduysanız tartışmalarınızı gözden geçiriniz.
 Evliklerde tartışma genelde, anlaşmak ve ortak yol bulmak adına yapılmalıdır. Tartışmaların devamının temel nedenlerinden biri “İMA” dır. Yani açık ve net ifadeler yerine imalarda bulunmaktadır. “Her şey söylenmez anlasın” yerine önemli konuların açık ve net olarak ifade edilmesi gerekir.
 Tartışmalarda sorun birebir ise sorunun çözümüne başkalarını katmamak gerekir. Aksi taktirde tartışmanın yönü, diğer insanları suçlayan ve savunan konumuna geçer. Bu ise sorunun çözümünü engeller.
 Tartışma alanında taraflardan biri, olayın büyütüldüğünü söylemek yerine “ neden bu kadar alındın, rahatsız oldun, seni üzen şey nedir?, şöyle mi düşündün? Gibi cümleler ile olayın tanımı tekrar yapılmalıdır.
 Tartışılan konu, baş başa ve zaman ayrılarak yapılmalıdır. Araya sıkıştırmak, söyleyip geçmek olayı önemsizleştirir.
 Evliliklerde tartışmalarda, kişilerin taraftar bulmamaları, eşler birbiriyle tartışıp çözmeden başkalarını devreye koymamaları gerekmektedir.
 Her gün tartışma var ise bu bir oyundur dedik. O halde tartışmayı başlatan tarafın neye ulaşmak istediğini, neyi amaçladığını bulursak tartışmanın şekli ve niceliğini değiştiririz.
 Yapılan eleştiriler ve yorumlar kişiliğe değil, olaya bağlı olmalıdır. “ sen şöylesin, böylesin değil, bu olayda şöyle davranman beni daha üzdü…..
 Tartışmaya başlamadan önce ne konuşulacağını amacın ne olduğunu belirlememiz lazım. Aksi taktirde tartışma amacı dışına rahatça çıkabilir.
 Soru sorarken bilgi almak ile hesap sormak arasındaki nüansa dikkat etmeliyiz. Her zaman açıklama beklenilmeden yargıya ulaşmamalıyız.
 Ortamın gergin olduğu anlarda konuyu değiştirmek veya tartışmaya ara vermeliyiz.
 Ortam gergin olduğunda gerektiğinde ortamı terk edebiliriz.


Sorunlu evlilikler olmaması için en temel kural sağlıklı iletişimdir.

Evlilik kale gibidir,içerdekiler çıkmak için, dışarıdakiler girmek için çalışırlar.

“evlenseniz de pişman olacaksınız evlenmeseniz de “ (Sokrates)


saygılarımla


Serhat Yabancı
Psikolojik Danışman

10.6.2009

EVLİLİK DE BEKARLIK DA ARTIK DAHA ZOR

PSİKO- SOSYAL AÇIDAN :

Günümüz psiko-sosyal değişimlerinin en büyük göstergesi artık evlilik yapılarıdır. Artık hem evlenmek hem de bir evliliği yürütmek çok zorlaştı. Yaşamın stres oranının artması,stres ve zorlamalara bağlı olarak, insanların tahammül düzeyinin düşmesi, sorumluluk almayı ve ilişikleri sürdürmeyi zorlaştırmıştır.
Sadece stres mi ? stresin yaşanılan toplumda yüksek olması sadece yeterli neden değil. Bunun yanında toplumsal paranoyalar, güvensizlikler de hem evlenmeyi hem de evliliği sürdürmeyi olumsuz etkilemektedir. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz “ erkek milletine- kız milletine güvenmemelisin, havasına-suyuna –kızına güvenmemelisin,”vb. gibi telkinler ile artık maalesef birbirimize güvenmiyoruz.
Karşı cinse yaklaşımların başladığı ergenlik döneminden itibaren “yaklaş-kaç” çelişkisi artık sadece ergenliği değil tüm yaşamımıza hükmetmektedir. Ergenlik döneminde karşı cinse ilgi duyan biri, aynı zamanda da akranları tarafından “güvenme” telkini ile bir çatışmanın içinde bulur kendini. Bu nedenle sevmek- sevilmek, bağlanmak-uzak durmak arasında sıkışır kalır. Bu güvensizlik ileri de partnerinin her zaman yedeğini bulundurma şeklinde gösterir. Artık postmodern çağımızda yedek sevgili veya partner olması moda halini almıştır. Neden? Partnerine güvenmeyen birey, terk edilme korkusu, tatmin olamama, farklı beklentiler gibi nedenler ile hep bir kaygı ve güvensizlik yaşamaktadır. Bunun yanında evlilerde ise farklı bir paylaşım adına sadakatsiz davranışlar ve takıntılı düşüncelerden kurtulmak adına reel veya sanal yedek partnerler aramaktadır.Gerek bekarların güvensizliği ve sorumluluk almaktan kaçmak adına evlenme süresini hep ertelemeleri, gerekse evlilerin psiko-sosyal nedenlerden dolayı eleştirdikleri ama yaptıkları hataların nedenlerini incelemek gerekir.
Evlilik yaşı da toplumsal değişimlere bağlı olarak yükselmektedir. Artık erkekler 35-40 arası bir hedef koyarken kadınlar,30 yaş altını pek düşünmemektedirler. Kadının 30 yaşına kadar bu süreci uzatmasının altında aynı zamanda ekonomik ve mesleki sorunları çözüp evlenmek, kendini evlilik öncesi ve sonrasında da güvene almak düşüncesi de vardır. Tabi sadece güvence ötesinde de yaşın ilerlemesi “ DOĞRU İNSAN” kavramını da tartışmamıza neden olmaktadır
Hep soruyorum danışanlarıma ve eğitim verdiğim gruplara nedir doğru insan? Aslında cevaplar o genel ki? -Ahlaklı olsun- işi olsun, saygılı güvenilir olsun… olsun….olsun diye devem ediyor…peki evlenmek için yok mu ahlaklı güvenilir…… insan. Yoksa biz mi bulamıyoruz. Bu noktada cinsiyete göre yorum yapmak istiyorum.
Kadınlar, her ne kadar şeklen etkilense de evlendikleri kişilerin işi ve mesleği artık seçimlerinde daha etkili.çok sevmek aşık olmak bile yetmiyor artık.. para, kariyer, güç.. kadınlar artık bu referanslara daha çok önem vermektedirler.
Erkekler, temelde güzel kadın olması bir erkek için aslında ilk şart. Eğer erkeğin özgüveni yüksek ise,güzelliği ön plana alıyor. Ama güvensizlik ile hareket ediyorsa, standartlarının altında biriyle evlilik yapabiliyor.Veya bazı kriterleri es geçebilmektedir.
İşte Sokrates in yorumu:
Öğrencileri Sokrates’e sormuşlar:
- Evlenmek mi iyidir, yoksa bekâr kalmak mı?
Sokrates duraksamadan yanıtlamış:
- Hiç fark etmez!
Öğrenciler şaşırmışlar. İçlerinden biri üstelemiş:
- Nasıl fark etmez üstadım? Birinde tek başınasınız, ötekinde hayat yoluna iki kişi devam ediyorsunuz?
Sokrates söylediğinden şaşmamış:
- Fark etmez. Çünkü ikisinde de pişman olursunuz.
Sokrates’in öğrencileri bu yanıttan tatmin oldular mı olmadılar mı bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, evliliğin lehinde ve aleyhindeki evrensel külliyatın çok zengin olduğudur. Tayland ahalisine göre , “Evlilik, dışarıdakilerin içine girmek için, içindekilerin de dışına çıkmak için uğraşıp durdukları bir mapusane gibidir.”
Türkler ise “Bekârlık sultanlık, evlilik krallıktır” deyip avunurlar

Tabi sadece bu kadar değil. Mesela yine Sokrat ;
“Mutlaka evlenin, eğer eşiniz (erkek yada kadın) iyi çıkarsa mutlu olursunuz. Kötü çıkarsa filozof olursunuz” diyor. Bu durumu yorumlarsak;
eğer ilişkiniz boyunca eşinizi hep değiştirmek (adam etmek) için mücadele ediyorsanız siz iyi bir filozof olursunuz. Hatta bu konuda felsefe kürsüsünde ders verebilirsiniz.
İlişkide karşıdakini ısrarla değiştirmeye çalışmak Türk deyimiyle “adam etmek” tamamen hayal kırıklığı ve gökyüzünü mızraklamaktır bence. Onun yerine adam olmuş birini tercih etmek gerekir.
“bBize başvuran danışanlarımızın bu konuda en çok rahatsızlık duydukları nokta, eşlerinin(sevgililerinin) değişmemesi, kendi gözleriyle olaylara bakmamasıdır. Aslında biz onları değiştirmeye çalışırken, onlar daha fazla direnç göstermektedir. Bu bir uzlaşmadan çok güç gösterisi halini almıştır. Ama bunun farkında olmadığımız için partnerimizin değişmediğini görürüz. Fakat ,en samimi arkadaşı onu istediği zaman değiştirebilir.Burada önemli olan kullanılan dil ve amaçtır.
Evliliklerin bu kadar zor yürütülmesinin bir başka nedeni ise,fedakarlıktan yoksun olmaktır.uzman olarak görev aldığım “Boşanmak istemiyorum” programındaki senaryoların tümünde hep ayın tema var: iletişim engelleri ve problem çözme becerileri yetersizlikleri. Burada Eğer eşiniz ile bütünleşememişseniz, onu bir yabancı gibi görebilirsiniz. Hatta onun sevgisinden ve sadakatinden şüphe edersiniz. Bunu test etmek adına ayrılmayı, boşanmayı da önerir,blöf yapabilirsiniz. Fakat bu gibi test yöntemleri tamamen yanlış ve ilişkiyi yıpratıcı uygulamalardır.Evliliklerde önerdiğim en büyük yöntem;şeffaf olmaktır. Eşinize veya sevgilinize açık olun. Duygularınızı ,düşüncelerinizi açık ve uygun bir ses tonuyla iletin. Bunu anlayamadığı için eleştirmek yerine üzüntünüzü bildirin.
Evliliklerin zorluğunun bir başka nedeni ise bekarlık alışkanlıklarıdır. Özellikle güvensizlik, bağlı kalamamak,”hiç kimse vazgeçilmez” felsefesidir. Oysa evlilik, emek ve fedakarlık edilmesi gereken kutsal bir yuvadır. Ailenin temeli olan evliliklerde kutsallığına inanmayan bireylerin eşleri için fedakarlık etmeleri beklenemez.
Evlenmek isteyen bireylerin aile kavramına inanmaları gerekir.
Evlilik sadece aşk üzerine olmamalıdır. Evlilik tek bire neden üzerine de olmamalıdır. Evlilik bir bütündür. Sadece birkaç uyum yeterli değildir.
Bu noktada evlilik teorileri şöyledir.:
*tamamlayıcı evlilik
*zıt çekicilik
*benzerlik ilkesi.
Benim önerdiğim yöntem,benzerlik ilkesidir. Evlenecek insanla benzerlikleriz evliliğin sağlamlığını arttırır. Aynı kültür, aynı değerler, inançlar,değerler, hayat felsefesi gibi konularda benzer biriyle evlenmek daha sağlıklı ve mantıklıdır.
Bu nedenle hayatta en önemli iki seçim olduğunu düşünüyorum.EŞ_İŞ
Doğru bir evlilik yaşamınızın tüm alanlarına etki edecektir.
Evliliklerin zamanla değişimi de toplumun ruhsal ve sosyal yapısını göstermektedir.İnsanlar artık daha güvensiz, daha az sorumluluk almak istemekte, daha fazla bağımsızlık istemektedirler. Özellikle sosyal hayatın hızlı yaşanıldığı yerlerde hem evlilik yaşı hem de bireylerin birbirine olan güvensizlikleri daha fazladır.
Bunun yanında ergenlikten gelen çatışmalar otuzlu yaşlarda da devam etmektedir.Özellikle “evlenilecek insan-eğlenilecek insan” ayrımı da son zamanlarda trendi yüksek olan bir söz. Yıllarca ilişki sürdürdüğü kişiyle evlenmemek bu sözün göstergesidir.
Üniversite okuduğum yıllarda profesörümüz şöyle söylemişti: herkesle çıkarsınız , sonra el değmemiş, göz görmemiş birini bulup evlenmek istersiniz.” İşte bu cümlede de ruhsal çatışmalarımız mevcut. Yani hem yaklaş hem kaç. Aslında çıkmak istediğimiz kişi ile evlenmek istediğim kişi çoğunlukla aynı olmayabilir. Özellikle tecrübesiz kişiler merak ve bilgisizliğini gidermek için ilişki yaşamak isterler. Fakat tam olarak ne aradıklarını bilmedikleri için karşıdaki insanı da mutsuz edebilirler.Bu nedenle ilişkilerde beklentilerin net ve açık olması ilişkinin başlangıcı ve devamı için gereklidir.

Yani genel olarak artık evlenmek ile bekar kalmak arasında insanlar düşündükçe zamanın ve yaşın ilerlemesini yarattığı farklı bir kaygı içinde kendilerini bulmaktadırlar.
Yani kaygılarımız, çelişkilerimiz,korkularımız, yüksek boşanma oranları,yüksek stres faktörleri, tahammülsüzlük, sabırsız yaşam gibi nedenler hem evliliklerin yürümesini zorlaştırmakta hem de bekarların evliliğe karşı durmalarına neden olmaktadır.

Serhat Yabancı
Psikolojik Danışman-Eğitim danışmanı

Bilgi Ve danışmanlık için:
serhatyabanci@hotmail.com
05348747622
05055400977
Kadıköy-İstanbul

10.6.2009

ÖZEL GÜNLER

Bu haftaki yazımı özel günler üzerine yazmak istedim. Peki neden bazı günlere anlamlar atfedilir? Takvime beraber bir göz atalım.. Anneler günü, sevgililer günü,sizin veya sevgilinizin doğum günü, evlilik yıldönümü,ilk çıktığınızın günün yıldönümü,ilk öptüğünüz günün yıl dönümü, ilk sevişme, ilk çocuk 2 çocuk….. vs .vs..
Ekonomistler, bu gün olaylarını daha çok ticari kazanç ve ekonomik hareketlilik açısından değerlendirmekte iken, sosyologlar, toplumsal yaşamın anlamının azalması, psikologlar ise insanın kendini önemli hissetmesinin isteği olarak yorumlamaktadırlar.
Toplumumuza baktığımız zaman son on yıl içinde özel günlerin kutlanması ve gündeme alınmasında ciddi bir artış var. Eskiden doğum ve anneler günü en baskın günler iken,şimdi yukarıda saydığım günler ve daha sayamadığım ve aklıma gelmeyen günler kutlanmaktadır.Çünkü biz toplum olarak eğlenceye düşkünüz aslında. Tabi eğlence sadece saz-söz değil ama, bizde eğlence şarkı,türkü halay dans ve göbektir.İşin içinde bir de pahalı hediyeler olursa artık özel gün “çok özel gün” oluverir.
Biz erkekler bu özel günlerden pek haz almayız. Aslında alırız da hediye almaktan pek haz almayız. Hani bir de kafamızda şu düşünce vardır.Karşıdakine verdiğimiz değer ; acaba aldığımız hediyenin fiyatıyla mı endeksli? Bu aslında TV de maç izleyen biz erkeklerin, “çok bağırırsam takımım kazanabilir” saçmalığına benziyor gibi. Tabi erkeğin bu düşüncesinin altında biraz da kadının tepkisi ve tavrı yatar ki bu da erkekteki gizli kaygı (korku da olabilir ) dır.
Özel günler, denildiğinde zihnimizde oturmuş kalıplardan dolayı daha çok hediye ile çağrışım yaratması materyalist yaklaşımların toplumda yükselmesinin göstergesidir. Oysa hediye alınmasının yanında yeni güncel yöntemler de oluşmuştur.Yeni dönem kutlama şekli sms dir. Artık hızlı en ucuz iletişim kısa mesaj ile kendimizi zor duruma bırakmaktan kurtarabiliriz. Hatta kayıtlı öğelerde, kayıtlı bir doğum günü, bayram ve yeni yıl mesajı olursa mesaj yazmak derdinden de kurtulmuş oluruz.
Özel günlerin kutlanmasının ötesinde bir de hatırlanamama sendromu ve yaratıcılığı meşhurdur. Bir kişi için en zor an özel günün unutulması iken, en üretken an ise yine uygun bir açıklama ( yalan-bahane) bulmaktır. Genelde biz erkekler bu konuda çok unutkan iken artık yüksek maliyetlerden dolayı unutmamayı öğrendik. Çünkü unuttuğunuz zaman gönlünü almak için yapacağınız harcama artmaktadır.Bu nedenle telefonlarımızın hatırlatmalarını kullanmaktayız. Hatta şuan bu yazıyı okuduktan sonra (izin alarak) eşinizin telinin hatırlatmalarına bir göz atmanızı öneririm.
Hediye almak ve vermek Osmanlılarla değil Sümerler ve Araplarla başlamıştır teknoloji geliştikçe ,globalleşme ile toplumlar ve kültürler iç içe girer , bir birlerini tanırlar.böylece toplumlar birbirlerini tanıyıp kültür alış verişinde bulunurlar her toplumun gelenekleri o toplumdan çıkıp diğer toplumları etkiler.Böylece özel günlerin sayısı ve çeşidi artmıştır kimi günler saçma olabilir.Anlamsız gelebilir. Hediyeleşme, sosyolojik olarak bakıldığında , Osmanlı döneminden beri süregelen bir adettir. Osmanlı padişahları ziyaretlerde hediyeler alır, hediyeler verirlerdi. Günümüzde de özel günlerde,mutlu anlarda,anı pekiştirmek, ve sembolleştirmek adına çeşitli metalar kullanılmaktadır.
Hediyenin kişiler arası iletişimi arttırdığı olumlu etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Fakat insanları arası kurallar konulursa hediyesiz kutlamalar da mümkün. Hediyesiz kutlamalar,ilişkilerde oluşturulan ortak hukuk ve duygusal köprülerle olur.
Peki hediye almanın anlamı ?
Bizi önemli kılar,
Değerli olduğumuzu bize hissettirir,
Alınan hediyenin niteliği ile karşıdaki kişinin bizi tanıması hakkında fikir sahibi eder,
Hediye alan kişi, sizin ihtiyacınızı keşfeder,
Alınan hediye,karşıdaki kişinin sizinle ilgili yorumunu ve tanımlamasını içerir,
Aldığınız hediye, karşıdakine düşünce ve duygularınızı aktarır,
Aldığınız hediye ile karşıdakine,fedakarlığınızı gösterir,
Aldığınız hediye ile günü kurtarırsınız,
Aldığınız hediye ile ortama ayak uydurursunuz,
Aldığınız hediye ile sosyal statünüzü simgelersiniz,

Sonuç olarak hediye kültürü gerek sosyal gerekse psikolojik anlamlar taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında sosyal psikolojinin de temel alanına girmektedir.Hediyeni psikolojik tatmin ve etkisi ötesinde sosyal statü,sınıf ve gücün de bir göstergesi olabilmektedir.

Serhat YABANCI

10.6.2009

SERHAT YABANCI HAKKINDA YORUM VE TAVSİYE YAZIN.

Serhat YABANCI ile ilgili  yorum, danışanlara tavsiye ve önerilerinizi buraya yazabilirsiniz.

10.6.2009

İLİŞKİLERDEN BEKLENTİLERİMİZ

İnsanlar doğası gereği sosyal ve duygusal özelliklere sahiptir. Gerek sevilmek, gerekse sevmek insanın yaşamında vazgeçilmez duygulardır. Bazen fizyolojik ihtiyaçlarımız birincil ihtiyaç olmasına rağmen ikincil duruma düşebilirler.örneğin, aşk orucu, stresten kaynaklanan yemek yememek, güzel görünmek adına sağlıksız aç kalmak ölüm orucu vs gibi..Fakat bunlar bize mantıksız gelse de toplumsal gerçekler olduğu için kabul etmek zorundayız.
Peki insanların ilişki yaşama isteklerinin altında ne yatar? Neden bir ilişki yaşamak isterler.? Ve ilişki nedir?
Önce tanımdan başlayalım.Aslında ilk anlatmam gereken şey, toplumumuzda ilişki derken hemen akla cinsel ilişki gelmektedir. Bunun nedeni medyanın ilişkiyi hep yanlış, yasak kavramlar için kullanmasıdır. İlişki, duygu ,düşünce,temas ve varlığın karşıdakine aktarımıdır. Reel İlişki olabilmesi için en az iki kişinin varlığı zorunludur.İlişkinin çeşitli tanımlarına fazla girmeden türlerine bakalım.
Sosyal ilişki, duygusal ilişki, fiziksel ilişki,düşünsel ilişki ve son zamanlarda realitesi tartışılan sanal ilişki !!! Burada sanal ilişki hem sosyal,hem duygusal hem de cinselliği içinde barındırabilir. Ama gerçek anlamda bir ilişki nitelemesi yapamayız.Çünkü ilişkinin temel şartı iletişimdir. İletişim ise tanımlamalardan anlaşılacağı üzere “ en az iki kişinin yüz yüze karşılıklı olarak yaptıkları (sözel,görsel fiziksel …)alışveriş” tanımına uymamaktadır.bu nedenle şuan için sanal ilişkiyi gündem dışı tutmak zorundayız. Zaten daha önceki sanal iletişim makalemizde bunu detaylı açıklamıştık.
Peki insanlar neden ilişki yaşamak ister ? insanın varoşlundan itibaren paylaşımı, hem varoluşunun hem de sosyalliğinin zorunlu bir halini almıştır. Şuan bu yazıyı okurken bile aklınıza ilişki içinde olduğunuz bireyleri getirebilirsiniz.Aile,iş çevresi, mahalle ,apartman, okul vs. vs.. birden çok ilişki içinde olduğumuz insan aklımıza gelmektedir.
İlişkilerimizin temelinde paylaşım ve aktarım vardır. Yan temel beklentilerimiz paylaşım üzerinedir. Peki nasıl paylaşıyoruz % 50 ye % 50 mi yoksa kafamıza göre mi paylaşıyoruz. Bunun tabi ki % lik oranı yoktur. Ama ilişkinin sağlıklı olması onun oranını ve dengesini gösterir.Eğer ilişkilerimizde beklentilerimiz çok ise, bizim yüzdemiz artar. Bu durumda karşı tarafın istekleri ,beklentileri ve alınan hazlarını azaltmış oluruz.
İlişkilerimizde direkt beklenti içinde olursak, o ilişkilerin süresinin, kalitesinin,anlamının yetersiz olduğunu fark ederiz. Örnek, bir duygusal ilişki de sadece mutlu olmak adına beklentimiz olursa çok ilişki yaşayabilir ama istediğimiz mutluluğu bulamayabiliriz. Bunun nedeni ise ilişkide kendimizi merkeze almamızdır.
Yine evliliği sadece sorunlarımızın çözümü, psikolojik problemlerimizin azalması, kendimizi güvende hissetmemiz,kaygılarımızın azalması için yaparsak, çok daha mutsuz olmamız kaçınılmazdır.Çünkü evlilik bir tedavi süreci değil bir paylaşım sürecidir. Aynı zamanda evlendiğiniz kişi doktorunuz değildir. Bu nedenle beklentilerimizi ciddi kararlarda çok net bir şekilde ortaya koymamız gerekmektedir. Eğer biz beklentilerimizi bilmezsek, karşımızdakinin bunu karşılayıp karşılayamayacağını bilemeyiz.Bu durum evlilikte 2.aydan itibaren hayal kırıklıklarını veya zorunlu tahammülleri doğurur.
İşte genelde “evlenmeden önce birbirinizi tanıyın” cümlesinin altındaki gerçek budur. Hem kendinizi hem de karşıdakini tanıyın anlamındadır. Benim önerim evlenmeden önce partnerinizle beklentilerinizi karşılıklı ifade etmenizdir. Bu kırıcı olmayıp mantıklı ve sağlıklı aynı zamanda oyunun kurallarını koymaktır.
Genelde evlilik aşamasındayken ,(nişanlılık) hem kadın hem erkek mükemmel bir süreç yürütürler. Çünkü beklentiler konuşulmamıştır. Kimin ne istediği net değildir. Bu evliliklerin altıncı ayından itibaren “evlenmeden önce böyle değildin” , “evlilik erkeği değiştirdi”, “melekti canavar oldu” gibi cümleleri duymaya başlarız. Onun içindir ki ,kurallar açık olmalı, ne istediğimizi hem biz hem de karşıdaki bilmelidir.
Sadece evlilik öncesi değil, evli iken de eşimize beklentilerimiz açık cümlelerle ,suçlamadan ifade edebilmeliyiz. Duygularımızı ifade etmemiz bizi güçsüz duruma düşürmez. Aksine bizim bunları ifade edecek kadar güçlü olduğumuzu gösterir.Kadınlarımız anlaşılamayacağı için, erkeklerimiz ise güçsüzmüş duruma düşmemek için açık duygu ifadeleri kurmazlar. Türk toplumunda en zor şey, kişinin duygularını tarif edip aktarmasıdır. Bunu başarabiliriz.
Evlilik dışında flörtlerde, çıkmalarda( yani yeni ilişkilerde) görüşmelerde de beklentilerimizi her zaman açık olarak ortaya koymalıyız. Kişi ilişkiden içindeki ruhsal durumun düzelmesini bekler. Bir ilişik yaşarsa içinde tüm huzursuzluğun biteceği düşüncesi ile hareket edebilir. Fakat unutmayın ki,karşıdaki kişi de sizin gibi düşünüyordur. O zaman beklentiler iki ile çarpılacaktır. Bu durum ilişkiyi yıpratıp, bencilliği ön plana ve su üstüne koyacaktır.
Peki ilişkilerden, evlilikten hiçbir şey beklemeyecek miyiz? Tabi ki bekleyeceğiz. Ama beklentilerimiz, partnerimizi-eşimizi zor durumda bırakacak kadar değil,onun potansiyelini gelişim, eğitim, ekonomik ,psikolojik vs. durumlarını da göz önüne alarak düşünmeliyiz.Zaten biz beklentimizi söylersek,partnerimiz de bununla ilgili bir çalışma-açıklama gereği hissecektir.
Burada önemli olan , doğru ortamda, doğru ses tonu ile doğru bir cümle ile beklentimizi ifade etmektir. Kendimizi değerli hissetmek istediğimizi, sevilmek istediğimizi, ilgilenilmek istediğimizi vs vs.. ifade etmeliyiz.
Duygularımızı ifade ederken suçlamak yerine ben dilini kullanmalıyız. “ istiyorum, hissediyorum, ,istemiyorum, düşünüyorum… .v.b. gibi.
“benimle ilgilenmeni istiyorum, kendimi değersiz hissediyorum, davranışından dolayı çok kırıldım, gibi…Bu ifadeler gibi cümlelerde, karşıdaki devamlı bir açıklama yapma gereği hisseder.o halde işe eleştirmemek ve suçlamamak ile başlamalıyız.sonrasında ise ne istediğimizi açık şekilde ifade etmeliyiz.

duyguların ve düşüncelerin apaçık olması dileğiyle.


Serhat YABANCI
Sos.psik.serhat@hotmail.com
7& 24 Eğitim- Psikolojik Danışmanlık Merkezi
0505 540 09 77- 0216 347 60 03
Kadıköy-İstanbul

10.6.2009

İLİŞKİLERDE GÜVEN


Yüzyılın sorunudur güvenmek..
Kime nasıl, niye,ne kadar güvenmeliyim?
Güvenmenin temelinde aslında karşına güvenmek değil, kişinin kendini güvende hissetmesi, kaygı ve korkularından arınması vardır. Bu açıdan baktığımızda değineceğim konu sosyal-duygusal ve psikolojik açıdan güven olgusudur. Bunun yanında tabiki, ticarette, kamuda, vs.. alanlarda güven olgusu da mevcut olmakla hayatın tümünde vardır.
Güven kelimesi aslında büyüyen, gelişen ,sosyal psikolojik olarak değişime açık olan toplumumuzda son 20 yılda kendini çok fazla göstermeye başlamıştır. Özellikle insanların beklentilerinin değişmesi,yaşam amaçlarındaki farklılaşmalar,asimilasyonlar gibi etmenler güven-mek durumunu değiştirmiştir.
Özellikle ikili ilişkilerde aranan temel nitelik güvenilir olmaktır. Peki güven nedir?
Güven, benim tanımımda ilişkide var olması gereken üç temel nokta olan sevgi-saygı-sadakat üçgenin tümüdür. Genel bakıldığında sadece sadakat gibi görülse de tümünü kapsamaktadır. Sevildiğinizi bilmek, saygı duyulduğunu bilmek ve buna koşulsuz inanmak, bunun yanında her açıdan karşınızdaki kişinin size karşı sorumlu olduğunu bilmek, size bazı açılardan sorumlu olmasıdır.
Güven bir ilişkide sadece aldatmamak değildir. Güven, fiziksel aldatmanın yanında ,duygusal-sosyal-düşünsel olarak da sadık kalabilmek, karşıdakini kazanmadan beraber olmadan öncede beraber iken de beraberlik başladıktan sonra da hep aynı şekilde sevgi saygı ve sadakati devam ettirmektir.
Evli çiftlerin en çok şikayetçi oldukları nokta,eşlerden birinin zamanla yada ilişkide istediği noktaya ulaştıktan sonra değişmesidir. İşte bu güvenin kırılması ve kaybıdır. İlişkilerde güvenilir olmayan birinin güvenilir insanları bulması da zordur. Çünkü güvenilir olmayan insanların en büyük özellikleri şöyle sıralanabilir:
*çok konuşmak
*çok fazla açıklama yapmak.
*bir konuda birden fazla mazereti sunmak.
*karşıdakinin bir an önce hemen ikna olmasını istemek
*kendini kanıtlamak istemek.
*bakışlarında doğallığın olmaması.
*her şeye evet demek
Çok uyumlu görünmek.
*abartılı anlatımlar,
*istikrarsızlık
Bu özellikleri arttırmak mümkündür. Ama biri var ki en önemlisidir benim için. İSTİKRAR. İlişiklerde en önemli kriter kişilerin davranış, duygu ve düşüncelerinde istikrarlı olmalarıdır.Zaten ilişkide kişilerin değişmesinin en büyük nedeni kararlı olmamaları ve istikrarsız olmalarıdır. İlişkide kişinin istikrarlı olmaması daha sonraki dönemlerde yaşanacak olumsuzlukların habercisidir.Tabi bunun yanında karşıdakinin istikrarlı olması için bizimde istikrarlı olmamız gerekir. İstikrar güvenin yüzüdür. İstikrar ve güven ise ilişkide en çok zor anlarda ölçülür. İlişkide sevgiliniz veya eşiniz yanınızda iken, güvensizliğin çıkmasını bekleyemezsiniz.
Esas tespitler, zor durumlarda veya “taşın altına elini koymak” durumlarında ortaya çıkmaktadır. Riskli dönemlerde partneriniz üzerine düşeni yapmıyorsa, fedakarlık, özverili bir tavır sergilemiyorsa,bu durumu üç şekilde yorumlamamız gerekir.
*.kendisinden ne beklenildiğinin farkında değildir.
*kendisinden ne beklenildiğini biliyordur.Ama çözüm için yeteri gücü yoktur.
* kendisinden bekleneni biliyordur. Ama bu ilişki için üzerine düşeni yapmak istemiyordur.(aslında ilişkiyi de yeterince istemiyordur).
Bu nedenle bazen kötü giden veya istediğiniz noktaya gitmeyen bir ilişkide ısrar edilmesi sadece kişinin kendisini yıpratmasına ve sürecin daha da olumsuz olmasına nende olur. Belli bir noktada tıkanan ilişkilerde gözden geçirmek ve yeni çözümler üretmek gerekir.
İlişkilerde güvenin temeli aynı zamanda karşıdakine değer vermek ile alakalıdır. .Farkında olsanız da olmasanız da, kendi davranış ve tutumlarınızla başkalarının davranış ve tutumlarını kontrol etmektesiniz. Bu aslında ayna yöntemidir. Nasıl bir izlenim verirseniz aynısını alırsınız. Be nedenle güven beklemek için öncelikle güven vermek gerekir
İkili ilişkilerde güven, kendini olduğu gibi, kazanmak-kaybetmek hesabı yapmadan, ortaya koymak, kendini tanıtmak ve istikrardır. Tanıdığınız insanların sonradan değişmelerinin temel nedeni hep kabul edilebilir davranışlar sergilemesidir.
Güvenmek,risk almaktır. İtirafta bulunmaktır. Açık olmaktır. Ama bunun yapılması ise size bağlıdır. Kişi itiraf ettiğinde kızmak-eleştirmek,reddetmek gibi olumsuz tavırlar,kişinin samimiyetini ve gerçekliğini zedeler. Ayrıca yasalar bile samimi itiraflarda bulunan,yalan söylemeyen durumları indirici neden olarak görmektedir.
Ayrıca ilişkilerde taraflardan birinin partnerine güvenmemesinin temel nedeni kişinin özgüven ve özsaygısının düşük olmasıdır. Özgüven eksikliğinde, “aslında aldatılabilirim,benden daha iyisini bulursa, yada çevremdeki diğer cinsleri gibi ise, yada televizyondaki olaylar başıma gelse… gibi kaygı ve paranoyalar kişinin ilişkisini yıpratmasına neden olabilir.
Şüpheci bir aileden ve çevreden yetişen bir bireyin partnerine güvenmemesi çok ilginç değildir. Kendisine güvenmeyen birey, kendisinin önemsenmediğini, sevilmediğini, karşıdakinin gözünde değerli olmadığını düşünür. Bu durum, ilişkide güven problemi yaratmakta, karşıdaki ise güvenmeyen tarafın açığını aramaya başlamaktadır.
Tabiki bu durumu çözmek için eşler iyi bir psikolog olabilir. Nasıl mı? Mesela partnerinizi anlamak,çözümün % 50 sidir.Burada EMPATİ devreye girer. Eşiniz veya sevgilini şüpheci ise onu anlamaya çalışın. Neden böyle yaptığını ,bu durumun sizinle mi onun psiko-sosyal yapısıyla alakalı olduğunu bulmaya çalışın. Konuşulmayanı konuşun, ona güven verin. Koşulsuz sadakat ve sevgi ifadeleri kullanın.
İlişkide güven bulmak aynı zamanda da ilişkideki hedefinize ulaşmak için seçtiğiniz doğru insandır.Yani evlilik düşünüyorsanız, evlilik düşünmeyen biri sizin için güvensiz biridir. Aslında o güvenilir biridir ama sizin beklentilerinizi karşılayamayacağı için size göre güvenilir değildir.yani güvenilir kavramı aslında bilinç altımızda beklentilerimizle de alakalıdır.
Yukarıdakilere bakılarak şimdi hayatınızda güvenmediğinizi düşündüğünüz insanları gözünüzde canlandırın.Onlara niye güvenmediğinizi düşünün. Ama başka insanların onlara niye güvenebildiğini düşünün. Acaba beklentileriniz mi? Diğer insanların sizin kadar o kişiyi tanımaması mı? Unutulmamalıdır ki ; her iyide birazcık kötü, her kötü de bir iyi vardır.
Ayrıca iletişimde-ilişkide olduğunuz bir insana her konuda güvenmenize de gerek yoktur.Her insanın sağlam ve zayıf olan yönleri vardır.
Ayrıca doğru bir üslup ve iletişlim ile hiç güvenmediğiniz bir insan ile güven içinde bir ilişki yaşayabilirsiniz. Samimiyet derecesine göre sıkıntılı ve rahatsız olduğunuz konuyu onunla baş başa paylaşmanız ilişkinin yönünü değiştirebilir.

Güven dolu bir dünya diliyorum.
Bilgi ve destek için
Serhat YABANCI
serhatyabanci@hotmail.com

0534 8747622- 0505 5400977
İstanbul

10.6.2009

KENDİNE YETEBİLMEK,,

Merhaba dostlar,bu haftaki yazımı genel formatın dışında, uygulamalı ve önerilerle destekledim. Genel makale formatının ötesinde bir çalışma niteliğinde sunmak istedim.
Kendini tanımakla yola başlayabiliriz. nelerdir eksiklerimiz? nelerdir zaaflarımız,nelerdir içimizde çatışma yaratan şeyler. önce bu özelliklerimizi bilmeliyiz.. sorun tespit edildi mi çözüm oranı %51 olmuştur.
Aşırılıklarımızı, ihtiyaçlarımızı, doyum noktamızı, tatmin noktamızı, yanlış ödünlemeleri bilmeliyiz. Hayatımızda yapılan hataların ortak noktasını bilmeliyiz.Hatalarımızdaki ortak noktalar bizim o konudaki eksikliğimizin göstergesidir.
insanların onayını almak için değil mantıklı ve gerekli olduğu için bir şeyler yapmaktır.alışveriş, giyim yeme-içme vb. tüm davranışlarda olduğu gibi. Kendimize yetebilmemiz için öncelikle özgüvenimizin yeteri düzeyde olması gerekir.
Zaten yetebilmek kavramı yeterli olduğunu düşünmek ile ilintilidir. Kendine yetebilmek ,özgüvenin olması ile ayın zamanda bireyin kendini tanımasıdır.
Şimdi kendine yetebilmek için baştan alırsak:
1. Kendimize yetebilmek için ,kendimizi tanımalıyız.
2. özgüven konusunda kendimize güvenip, özgüveni telkinlemeliyiz.
3. Kendimizi tanıma çalışmalarında eksiklerimizi fark etmeliyiz. İnanın her öz hesaplaşmamızda yeni bir yönümüzü, yeni bir eksiğimizi fark edebiliriz.
4. Kendine yetebilmek, eksiklerini, zaaflarını,ayin halini almış hataları fark edip, onları tamir etmek ile olur.(şuan bu maddeyi tekrar okuyun. Evet evet tekrar.Sonra bu maddeden kendiniz için bir şeyler çıkarıp yazmaya başlayın)
5. Kendine yetebilen insan kendisiyle yüzleşendir. Toplumsal onay için değil, toplumsal beğeniler için değil kendisi için yapabilmeli eylemleri, almalı kararları. ( toplum için mi yaşıyorsunuz?)
6. Neleri değiştirebilirsiniz hayatınızda ? ( Aklınıza neler geldi. Aklınıza gelenler, mutsuz olduğunuz &eksiklik hissettiğiniz noktalardır))
7. Eksiklerimizi hataları bulabildik mi ?Şimdi eğer bu yazıyı ciddiye alıp okumadıysanız,baştan başlayın. Kağıdınız-kaleminiz hazır mı?
8. Listenizde, eksik yönlerinizi,bugüne kadar ki hatalarınızın ortak noktalarınızı yazdınız.Şimdi bu problemler için çözümlerini karşısına yazınız.( İllaki çözüm yok derseniz size bir danışman lazım  )
9. Artık sonuca yaklaşıyoruz. Kendine yetebilmek, kendini tanımak,sorunu tespit etmek ve çözümü geliştirmekle başlar.

Genelde kendimize yetebilmeyi başkası ile iletişim kurmamak veya yalnız yaşamak olarak algılarız. Aslında gerçek, insani özellikler çerçevesinde bunu becerebilmektir.Yani insani özelliğimiz toplumla yaşayarak bunu sağlayabilmektir.. Toplumla iç içe olarak kendimize yetebilmeliyiz. Aksi taktirde yalnızlığa sığınmak; problemden kaçmak ve yetersizlik duygusunun göstergesidir.
İnsani ilişkilerde:
bağımlı olmadan, ama sadık kalarak,
pes etmeden ,ama kararlı olarak,
Kimseye Mecbur olmadan ama insanları kaybetmeyerek,
Yalnız kalmayarak ama anlamsız kalabalıkta boğulmayarak,
Anlık zevkler peşinde değil, genel huzuru yakalayarak
Kendini tanıyarak, ama ne istediğini bilerek ......Bir yaşam sürmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki, hayat her acıyı kaldıracak gücü verir insana.En büyük acıları bile insan kaldırabilmektedir.Yine unutulmamalıdır ki; hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir. Vazgeçemeyeceğimiz tek şey, hayata olan bakışımızdır.Olumlu , gerçeği olduğu gibi gören,kaderci olmayan,mutluluğu şansa bırakmayan,kendini topluma adamak yerine toplumsal bir varlık olan bir bakış açısı ile hayattaki tüm acı ve zorlukları aşabiliyoruz. Yeter ki düşüncemizi geliştirelim. Düşünce olmadan duygu olmaz, duygu olmadan anlam olmaz. O halde doğru düşünen doğru davranır-doğru hisseder.
Toplumumuzda son zamanlarda “ kendine yetebilmek “ kavramı üzerine birçok çalışmalar yapılmakta hatta sektörler oluşmaktadır. Psikolojik eğitimler, kişisel gelişim eğitimleri, kendini geliştirme vs. gibi. Bu gibi tüm çalışmalar, doğru karar verebilme, toplumsal uyumu sürdürebilme,mutlu olabilme gibi amaçlara ulaşmak içindir.
Sonuçta kendine yetebilmenin en temel noktası ve düşüncemizdir. Düşüncelerimizi düzenlersek, hayatımızı da düzenleriz. Yaşımız kaç olursa olsun her yaşta “yaşam düzenlemesi “ yapabiliriz. Hiç bir şey için geç değil.
Her an kendimize kattığımız yeni bir şey, yaşamımızın hem şu anına hem de ileriki dönemlerine birer yatırımdır.

Saygılarımla.
Serhat YABANCI
Psikolojik Danışman & Eğitim Uzmanı & Pedagog
7 & ‘4 Eğitim Danışmanlık Merkezi
0505 540 09 77 – 0216 371 33 83
Kadıköy -İstanbul

10.6.2009

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİZ TESTİ

 

Aşağıdaki sorulara yanıtınız olumluysa ‘’Evet’’ i, olumsuzsa ‘’Hayır’’ ı, kesin olarak karar veremiyorsanız: ‘’soru işareti’’ni çember içine alınız. Sorular üzerinde fazla düşünmeyiniz, genellikle ilk tepkiniz doğrudur. Burada unutulmaması gereken nokta, soruları yanıtlarken kendinizden başka denetleyenin bulunmamasıdır.


E H ? 1. Sık sık sokağa çıkmaktan hoşlanır mısınız ?
E H ? 2. Sizi neşelendirecek anlayışlı arkadaşlara sık sık gereksinme duyar mısınız ?
E H ? 3. Genelde, insanlarla görüşmektense okumayı yeğler misiniz ?
E H ? 4. Bir topluluk içindeyken konuşkan mısınız ?
E H ? 5. Genellikle, bir partideyken her şeye boş verip hoş zaman geçirebilir misiniz ?
E H ? 6. Birbirlerine el şakası yapan bir kalabalıkta bulunmaktan nefret eder misiniz ?
E H ? 7. Bir yabancı ile konuşma olanağını hiç kaçırmayacak kadar insanlarla konuşmayı sever misiniz ?
E H ? 8. Bir iş soruşturmasını telefonda yapmaktansa yazışmayı yeğler misiniz ?
E H ? 9. Uzun zaman yalnız kalmaktan zevk alır mısınız ?
E H ? 10. Başkaları ile birlikteyken rahat ve kendine güvenli misiniz ?
E H ? 11. Çoğu insandan daha mesafeli ve çekingen misiniz ?
E H ? 12. Çok sayıda insanla kaynaşmaktan hoşlanır mısınız ?
E H ? 13. Kendi cinsinizden olanlarla kolaylıkla yeni arkadaşlıklar kurar mısınız ?
E H ? 14. Arkadaş grubunda fıkralar ve öyküler anlatmaktan hoşlanır mısınız ?
E H ? 15. Küçük çocuklarla konuşmak ve oynamaktan zevk alır mısınız ?
E H ? 16. Yabancı insanlarla dolu bir odaya girmekten çekinir misiniz ?
E H ? 17. Hiç, ıssız bir adada tek başınıza yaşasanız daha mutlu olabileceğiniz duygusuna ciddi olarak kapıldınız mı ?
E H ? 18. İnsanlar size fiziksel olarak ok yakınlaştığında bazen rahatsızlık duyar mısınız ?
E H ? 19. Sizin için geniş bir insan topluluğu tarafından beğenilmek önemli midir ?
E H ? 20. Sosyal toplantılarda kendiliğinden yabancılarla tanışır mısınız ?
E H ? 21. Bir geceyi geniş bir arkadaş kalabalığıyla şarkı söyleyerek geçirmek dans ederek geçirmektense kendi cinsinizden ilginç biriyle sohbet ederek geçirmeyi yeğler misiniz ?
E H ? 22. Toplumsal olayların içinde olmaktan hoşlanır mısınız ?
E H ? 23. Kağıt falı açmak ve bilmece çözmek gibi yalnız yapılan etkinliklerden zevk alır mısınız ?
E H ? 24. Olabildiğince insanlardan kaçma eğiliminde misiniz ?
E H ? 25. Aşırı sosyal temasta bulunmanız engellenseydi çok mutsuz olur muydunuz ?
E H ? 26. Genellikle, dinlenme zamanınızda birlikte olmayı yeğler misiniz ?
E H ? 27. Çok sayıda sosyal ilişki kurmaktan hoşlanır mısınız ?
E H ? 28. İnsanları eğlendirmekten hoşlanır mısınız ?
E H ? 29. Tanıdıklarınızı seçtiğiniz az sayıda kişiyle sınırlandırma eğiliminde misiniz ?
E H ? 30. Çoğunlukla başkalarıyla birlikteyken rahatınız mı kaçar ?






















DEĞERLENDİRME
Soruları cevapladıktan sonra söz konusu soruyu ‘’evet’’ diye yanıtlamışsanız ve istenilen cevaplar tablosundaki cevapla aynı ise, 1 puan kaydedin. (?) işareti varsa ½ puan kaydedin. Aynı şekilde ‘’hayır’’ yanıtını vermişseniz yukarıdaki işlemi uygulayın.

1+, 2+, 3-, 4+, 5-, 6-, 7+, 8-, 9-, 10+, 11-, 12+, 13+, 14+, 15-, 16-, 17-, 18-, 19+, 20+, 21-, 22+, 23-, 24+, 25+, 26+, 27+, 28+, 29-, 30-

DIŞADÖNÜK ORTALAMA İÇEDÖNÜK
Sosyallik 30 29 28 27 26 25 24 23 22 21 20 19 18 17 & 16 15 14 13 12 11 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1 Sosyal olmama

1- evet ? hayır 8-evet ? hayır 15-evet ? hayır 22-evet ? hayır 29-evet
2- evet ? hayır 9-evet ? hayır 16-evet ? hayır 23-evet ? hayır ?
3- evet ? hayır 10-evet ? hayır 17-evet ? hayır 24-evet ? hayır hayır
4- evet ? hayır 11-evet ? hayır 18 evet ? hayır 25-evet ? hayır 30-evet
5- evet ? hayır 12-evet ? hayır 19-evet ? hayır 26-evet ? hayır ?
6- evet ? hayır 13-evet ? hayır 20-evet ? hayır 27-evet ? hayır hayır
7- evet ? hayır 14-evet ? hayır 21-evet ? hayır 28-evet ? hayır

10.6.2009

KENDİNİ TANIMA TESTİ

1. ( ) Sabahları neşeli bir şekilde uyanırım,
2. ( ) Çoğunlukla neşem yerindedir.
3. ( ) Çoğu kimse tarafından sevilirim.
4. ( ) Aynaya baktığım zaman, aynada gördüklerim hoşuma gider.
5. ( ) Eğer karcı cinsten biri olsaydım kendimi çekici bulurdum.
6. ( ) Zeki bir insanım.
7. ( ) İşimden hoşlanırım.
8. ( ) Kendimle ilgili olarak utanılacak pek bir şey göremiyorum.
9. ( ) Arkadaşlarınım sayışı yönünden içim rahat
10. ( ) Oldukça enerjik bir insanım.
11. ( ) Esas olarak iyimser bir kişiyim.
12. ( ) Kendi hatalarıma gülebilirim.
13. ( ) Eğer yaşama yeniden başlama olanağım olsaydı, değiştirmek istediğim pek bir şey olmazdı.
14. ( ) Ben ilginç bir insanım.
15. ( ) Cinsel yaşamımdan memnunum.
16. ( ) Hala gelişen ve değişen bir insanım.
17. ( ) Başkaları bana önem verir,
18. ( ) Bana benzer başka insan pek bulunmaz.
19. ( ) Görünüşümle ilgili olarak değiştirmek istediğim bir şey yok.
20. ( ) Ben duyarlı bir insanım.
21. ( ) Şimdiye dek yaptıklarımdan pişman değilim.
22. ( ) Önem verdiğim kişiler benim görüş ve düşüncelerimle ilgilenirler.
23. ( ) Duygularımı açıklamaktan çekinmem.
24. ( ) Gerçekten bir cennet varsa, öldükten sonra ben mutlaka oraya giderim.
25. ( ) Başkalarıyla konuşurken rahatım.
26. ( ) Yaşamımı istediğim yöne çevirebilirim.
27. ( ) Yerinde olmak istediğim, gıptayla baktığım pek kimse yok.
28. ( ) Oldukça ilginç bir yaşam sürdüm.
29. ( ) Ben her türlü iyilik ve ödüle değer biriyim.
30. ( ) Yaşamımda şu anda bulunduğum noktada olmaktan memnunum.


TOPLAM PUAN:


PUANLAMA.:
Tamamen Katılıyorum 4 (İfade tümüyle doğruysa)
Genellikle katılıyorum 3 (Çoğunlukla doğruysa)
Nadiren katılıyorum 2 (Kısmen doğruysa)
Pek katılmıyorum 1 (Ender durumlarda doğruysa)
Hiç katılmıyorum O (Hiç doğru değilse)







Puanlama Bittikten Sonra, Aşağıdakileri Okuyun ve Anlatın

96 ve Yukarısı: Eğer içtenlikle vermişseniz, kendiniz hakkında oldukça olumlu düşünen bir kimsesiniz. Ama eğer puanınız 105'in üstündeyse, herhalde işi biraz şakaya vurdunuz. Bir insanın her yönüyle kendini tam anlamıyla beğenmesi biraz güçtür. Yoksa kendinize ait bazı eksiklikleri göremeyecek kadar kendinizi beğenmiş bir kimse misiniz? Eğer kendinizi bu denli beğenmiş biriyseniz, ilişkide bulunduğunuz, kimseleri bu yönünüzle hep itiyor, kaçırıyor olabilirsiniz!

72-95 Arası: Eğer puanınız bu dolaylardaysa kendisini seven ve kendisiyle barış içinde yaşayan
şanslı insanlardan birisiniz. Mükemmel olmadığınızı bildiğiniz halde, karşılaştığınız kişisel sorunları çözebilecek inancı kendinizce bulabiliyorsunuz ve gelişmeye istekli bir insansınız.

48-71 Arası: Kendinizle ilgili karışık duygularınız var. Bazı güçlü yönlerinizin farkındasınız, ancak zayıf yönlerinizi gözünüzde daha çok abartıyor olabilirsiniz. Büyük, bir olasılıkla, bu hatalı yönlerinizi kabullenip kendinizi geliştirmek için bir çaba harcamıyorsunuz. İnsanın isterse kendini değiştirip gelişebileceğini unutmayın.

47 ve Aşağısı: Kendinizi pek seven bir insan değilsiniz. Belki de geçici olarak kendinizi aşağılama döneminde bulunuyorsunuz.Herkes böyle bir dönemden ara sıra geçer. Eğer kendininizle ilgili kanınız çoğu kez böylesine olumsuzsa kendi hakkınızdaki düşüncelerinizi, duygularınızı bir arkadaşınızla, sizi iyi tanıyan biriyle konuşmanızda yarar olabilir. Onların sizin iyi ve kötü yönlerinizi dışardan daha iyi değerlendirebilme durumunda olabilir. Kendinizle ilgili kanınızı anlarınkiyle karşılaştırmanızı ve üzerinde tartışmanızı öneririz.

10.6.2009

SAĞ – SOL BEYİN ÜSTÜNLÜĞÜ TESTİ

Beynin sağ ve sol loblarından hangisinin daha gelişmiş olduğunu, sözel veya sayısal yeteneklerin tespit edilmesini bu testi yaparak bulabiliriz.
1. Okulda iken hangi dersleri tercih ederdin?
a) Sosyal dersler b) Sayısal dersler
2.Hangi spor dalını tercih edersin?
a)Yalnız yapılan b)Takım halinde yapılan
3. Gördüğün rüyayı berrak canlı olarak hatırlıyor musun?
a) Çoğu zaman b) Nadir veya asla
4. Konuşurken
a) Çok mimik ve hareket b) Çok az mimik hareket
5. Ellerini birleştir. Sağ baş parmağın
a) Üstü mü? B) Altta mı?
6. Saatine bakmadan doğru zamanı tahmin etmeye çalış.
a) Tahminin 10 dakika geçiyorsa
b) Takminin 10 dakika içinde mi
7. Sen daha çok
a) İnsanların yüzünü mü hatırlıyorsun.
b) İnsanların ismini mi hatırlıyorsun.
8. İki gözün açık olarak bir kalemi düz bir kenara doğru tut. Sol gözünü kapat ve kalemin yer değiştirdi mi, değiştirmedi mi? Not et, ondan sonra aynısını sağ gözünü kapatarak yap ve not et. Kalemin
a) Sol gözünü kapatınca yer değiştirdi.
b) Sağ gözünü kapatınca yer değiştirdi.
Not: A lar B lerden fazla ise sağ beyin daha hakim
B ler A lardan fazla ise sol beyin hakim

TÜM BEYİNİ KULLANARAK ÖĞRENME
SOL
 Akıl
 Mantıki
 Çizgiye ait doğrusal
 Problem çözme
 Şuurlu
 Analiz etme
 Detayları görme
 Akademik faaliyetler
 Çözümsel tahlil
 Matematik
 Çok kolay yönetilen ve öğretilen öğrenci tipi
SAĞ
 Üretkenlik
 Müzik
 Koku alma
 Dokunma
 Renk
 Görme
 Bir bütün olarak düşünme
 Şekil
 Şuursuz hayal etme
 Mesafe
 Artislik faaliyetler
 Sezgi
 Üç boyutluk
 Duyma
 Hareket
 Tat alma
 Ritim
 Zor kontrol disiplin edilir.
 Çoğu çocuklar sağ beyinli olur.
 Öğrenmeyi daha etkili kılmak için buna ihtiyacımız var.
 Niçin o zaman onlardan sol beyinli gibi öğrenmeyi bekliyoruz.